Çizgi roman sanatı

938ED3D7-5C1D-4B9C-B543-82226D8A34B0

Caner Özdurak 2010 yılı mezunlarımızdan. Uluslararası Finans bölümünü bitirdi. Şuan Ekonomi Hukuku alanında yüksek lisans yapıyor. Eğitimi finans ve ekonomi ağırlıklı olsa da Caner hayallerinin peşinden gitmeyi tercih ediyor ve kendini çizgi roman dünyasında buluyor. “Resim ve yazının kesiştiği en üst nokta” olarak tanımladığı çizgi roman sanatını pek çok dergide sürdürüyor. Hayallerini, çalışmalarını, hayatı kısaca pek çok şeyi konuştuk Caner Özdurak ile…

Sizi tanıyarak başlayalım, kimdir Caner Özdurak?
Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Kırklareli gibi küçük bir şehirde, derdimi anlatmak için kalem ve kâğıtla sıkı dost oldum. Bu iki dostumla kimi zaman yazı yazıp, kimi zaman resim çizdim ve sonunda yazı ve resim arasında tercih yapamayınca çareyi çizgi roman çizmekte buldum. Dokuzuncu sanat olarak nitelendirilen çizgi roman sanatı için “Resim ve yazının kesiştiği en üst nokta” denebilir. 18 yıldır uzun aralarla da olsa çizmeye devam ettiğim Dehliz adlı çizgi roman fanzini bu kalemlerin aşırı çalışmalarının bir ürünü. 1998 yılından itibaren Dehliz, Saklı Kent, Karakalem (Heavy Metal illüstrasyonları), Pentagram adlı fanzinleri çıkardım. 10 Cent Tales, Klan gibi fanzin çizgi romanlarında da konuk çizer olarak yer almakla beraber profesyonel olarak da Galatasaray Resmi Dergisi, Gelin Dergisi, Davetsiz Misafir, Patatez, Gargi, Gölge e-dergi, Hayatım Futbol e-dergi, Hardal ve Futbol Extra gibi dergilerde çizimlerimle yer aldım. Son olarak 2016 ve 2017 yıllarında Karıncayiyen, Saha Çizgisi-Galatasaray, Saha Çizgisi-2.Devre ve Dehliz gibi ilk bağımsız çizgi roman yayınlarımı Art of CÖ logosu altında yayınladım. 2018 yılının ilk çeyreğinde ise Karıncayiyen 2: Kurşun Asker yayına hazır olacak.

Aslında farklı bir eğitim süreciniz var ancak siz çizgi roman yazmaya yönelerek eğitimini almış olduğunuz alanların dışına çıktınız. Nasıl başladı bu serüven?
Evet, bütün bu çizim geçmişimle çok uyumlu (!) bir şekilde sırasıyla 2002 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi, 2007 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi – İktisat ve 2010 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi – Uluslararası Finans bölümlerinden mezun olmakla birlikte Yeditepe Üniversitesi Finansal İktisat bölümünde doktora eğitimime ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Hukuki Yüksek Lisans eğitimime devam ediyorum. Beklentim 2018 yılında bütün bu eğitim serisi bitmiş olacak. Ek olarak Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) üyesiyim. Çizgi roman çizmeye ortaokulda çizgi roman okumaya başladığım dönemlerle paralel olarak başladım. Dediğim gibi resim yapmayı ve yazı yazmayı çocukluğumda beri seviyordum fakat analitik tarafımda her zaman iyiydi. Sanırım bu durum çizgi roman, iş hayatı ya da akademik dünyanın herhangi birinde kendimi tamamıyla tatmin hissetmemeden kaynaklanıyor. Resim yapmanın yanı sıra hazırladığın bir bilimsel çalışmanın akademik bir dergide yayına alınmasının başka bir keyfi mevcut. Bu üç alandan sadece birini seçtiğimde hayatımı sadece onu yaparak doldurabileceğimi sanmıyorum. Aslında bu polimat ruhu özellikle süper kahraman çizgi romanlarındaki alter ego ve çift kişilikli olma durumu ile çok uyumludur. Gündüzleri iş hayatı, geceleri ise mesai sonrası çizgi roman üretimi. (Gündüzleri Bruce Wayne geceleri ise Batman olmak gibi ) Fakat 2015 yazında şu an çalışmakta olduğum EWE Turkey Holding’in yıllık Zirve toplantısında Batman t-shirt’ü ile çizgi roman teorisini kullanarak grup stratejisini anlatmıştım. Orada sanırım farkında olmadan gizli kimliğimi herkes öğrendi.

Burada BİLGİ Eğitim bünyesinde Çizgi Roman sertifika programını düzenleyen ve akademik düzeyde
teorik çizgi roman dersleri de veren (benim de kendisiyle bu derslerde tanıştığım) Gazi Mehmet Emin Adanalı’nın Karıncayiyen için yazdığı  önsözden bir alıntı yapmak isterim: “Bu çizgilerin yaratıcısı Caner, bir
refah ülkesini nasıl tanımlardı diye düşünüyorum; adam ne de olsa bir doktora adayı, üstelik finansal ekonomi üzerine: ‘Kanun ve düzenin geçerli olduğu ve sivil güvenliğin sağlandığı; kurumlarının yolsuzluğa karışmadığı ve yozlaşmadığı; istihdam ile ilgili yasaların ve vergilendirmenin adil olduğu ve bürokrasi içinde boğulmayan; teknik konularda eğitimli, gezgin ve esnek bir iş gücüne sahip; üst düzey bir altyapıyı ve iyi bir iletişim ağını kurmuş; adaletli, şeffaf, ve rekabetçi piyasaya dayanan; sözleşmelerin güvenilir biçimde yasal olarak uygulanabildiği bir ülke…’ diyebilirdi, mesela… Ama çizgi sizi çağırdığında karşı koyamazsınız; hele ki çizgi romanı, sadece bir asırdan kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen tüm anlatım biçimlerinin en özneli olan ve
bu özelliğiyle yaratıcının sessiz çığlığını en yüksek perdeye taşıyan, gerçek bir sanat dalı olarak görmeyi beceriyorsanız…”

Çizgi roman sanatını “Resim ve yazısının kesiştiği en üst nokta” olarak tanımlıyorsunuz. Bir çizgi romanı oluştururken nasıl bir süreç izleniyor, bize biraz oluşum hikâyesinden bahseder misiniz?
Çizgi roman oluşum süreci çok farklılık gösterebiliyor. Örneğin Amerikan çizgi romanlarında kurşun kalemci, çinici, renklendiren, baloncukları ve senaryo yazan kişiler farklı olduğu için çok daha planlı ve üretim bandı mantığı gibi bir üretim süreci var. Avrupa çizgi roman sanatçıları ise en fazla bir yazar bir çizer ve hatta hem yazıp hem çizdikleri albümler yaptıkları için daha yekpare ve içsel bir süreç var. Genel olarak da hikâye oluştuktan sonra sayfaların ve karelerin kurşun kalem ile taslakları belirlendikten ve yazarla mutabık kalındıktan sonra detaylı çizimlerinin yapılması, çinileme ve renklendirme gibi klasik sayılabilecek bir süreçten bahsedebiliriz. Tabii ben bu süreçlerin hiçbirini takip etmiyorum. Benim çizgi romanlarım daha günlük ve anlık uyarılara açık ve maruz bıraktığım bir sürecin sonucunda oluşuyor. Sayfaları önceden çok fazla eksizlere kurgulamıyor ya da çizmeye hikayedeki her cümleyi önceden yazıp başlamıyorum. Hatta Karıncayiyen de olduğu gibi bazen yazısız, diyalogsuz
bir çizgi roman tarzını da benimseyebiliyorum.  Bunu nedeni Karıncayiyen böyle bir anlatım gerektirdiği için, benim kafamda biraz öyle bir anlatımla oluştuğu için. Hatta ikinci albümde bazı ara yazılarla ufak tefek destekliyorum okuyucuyu. Çünkü ikinci Karıncayiyen’in biraz desteği gerektiren bir yapısı var. Bu seferki biraz daha karışık. Medya eleştirisiyle birlikte bir Doğu gazisi üzerinden anlatılan mafyöz bir hikâye var. Ama Kurtlar Vadisi gibi bir mafyöz hikâye değil. O tip diziler üzerinden aslında nasıl aura yaratıldığı ama bunun gerçekte yansımalarını nasıl travmatik bir etkisi olduğunu anlatıyorum. Savaşın kişi üzerinde nasıl etkiler bıraktığının anlatıldığı bir öykü. Hatta kapağındaki oyuncak asker çizimi de o, yaylalar yaylalar, türküsünü söyleyen pilli oyuncak bebeğin bir çizimi aslında.

Uluslararası Finans bölümünün ardından Ekonomi Hukuku alanında da yüksek lisans yapıyorsunuz? Sektörünüz ile ilgili bir kariyer planlamanız var mı gelecek dönemde?
Tabii baktığınızda herhangi bir kariyer hedefi olmayan birinin alacağı eğitimler değil bunlar. İş yaşamımdaki temel uzmanlık alanım şirkete birleşme ve devralmaları. Bu tarz projeler içlerinde çokça sayısal analiz ve finansal bilgi birikimi gerektirirken uzun hukuki müzakereler sonrası tamamlanan projelerdir. Bu neden finans yüksek lisansından sonra finans doktorasına devam edip doktoranın sonuna yaklaştığımda hukuk yüksek lisansına başladım tekrar. Bu bağlamda temellerini 2015 yılında attığımız Ronin adlı bir danışmanlık platformumuz da mevcut. Ronin adı temelinde başında bir efendisi olmama fikrine gönderme iken Frank Miller’ın aynı adlı grafik romanına da göz kırpar. Bütün bunları birleştirdiğimizde kariyer planlarımda şirket birleşme ve devralmaları, girişim ya da özel sermayelerde yatırım danışmanlığı gibi hedefler mevcut. Bu bağlamda eğer imkanım olursa özellikle doktoram da bittikten sonra akademik bir şeyler yapabilmeyi çok isterim.

BİLGİ’den söz edecek olursak. Gerek kariyer yaşantınızda, gerek mezun olduktan sonra hayatta BİLGİ’nin size ne gibi
katkıları oldu?
Bir iktisat mezunu olarak BİLGİ’nin finans dünyasına evrilmemdeki rolü yadsınamaz. Ek olarak yüksek lisans döneminde edindiğim arkadaşlarım hala hayatımın önemli birer parçasıdır. BİLGİ’de ortam özellikle santralistanbul Kampüsü’nün geldiği son noktaya göre bakarsak çok yaşayan ve yaştan bir mecra. Yüksek lisansa 2007’de başladığım ve dersler Kuştepe’de olduğu için çok hissedemediğim bu duygu santralistanbul Kampüsü’nde fazlasıyla kendini hissettiriyor. Bir yanda dersler yapılırken diğer yerlerde sergilerin gezilebildiği, çimenlerde yayılabildiğiniz, ailelerin çocuklarını gezdirdiği bir yaşam merkezi. Bu güncelliği aslında sertifika programlarında da görebiliyorsunuz. Mesleki eğitim programlarının yanında oldukça zengin bir yaratıcı eğitim programı alternatiflerinin olması aslında BİLGİ’nin DNA’sında olan bir şey.

Galatasaray resmi dergisi, Gelin dergisi, Davetsiz Misafir,
Gargi, Hayatım Futbol gibi pek çok dergide çizimleriniz ile yer alıyorsunuz. Bundan sonraki gelecek planlarınız nelerdir?
Bundan sonra finansal kaynaklarımı sağlayabildiğim sürece büyük ihtimalle Art of CÖ logosu altında bağımsız yayınlar yapmaya devam edeceğim. 10 Mart 2018’de Kadıköy Karikatür Evi’nde çoğunluğu Saha Çizgisi’ndeki çizimlerimden oluşan bir sergimiz de olacak. Ek olarak geçtiğimiz yıllarda katılma fırsatım olan Sırbistan’da düzelenen 19. Balkanian Comic Festival, İstanbul Comics&Art Festival-ICAF ve Boğaziçi Üniversitesi Comic Chronicles gibi çizgi roman etkinliklerinin bir sonraki versiyonlarına katılmayı planlıyorum. Son olarak 2016 yılında Galata’da ressam bir arkadaşımız ve ağabeyimle beraber güzel bir resim atölyesi kurduk ve burası benim için de bir çizgi roman stüdyosu haline geldi. Atölyenin bulunduğu mahalle restoranlarından kahve dükkânlarına, demircilere ve yakın civardaki başka sanat platformlarına kadar oldukça sıcak ve yaratıcılığı tetikleyen bir yer. Tarihi dokusu ve Beyoğlu kalabalığına bu kadar yakın olup yine bu kadar izole kalabilen bir yer olması ideal bir kalabalıklar içinde yalnız kalabilme klişesi sağlıyor size.

Söyleşinin finalini de BİLGİ ile yapalım. Sizce BİLGİ’li olmak ne demektir? 2-3 cümle ile
özetleyecek olsanız sizin için BİLGİ’nin tanımı ne olurdu?
BİLGİ’nin tanımı benim için uygulanabilir sanat ve bilime aynı yakınlık ve ciddiyette her ikisinin de kalitesinden ödün vermeden
dokunabileceğiniz ender kurumlardan biri. BİLGİ’li olmak da kalite bir sosyal birey olmak olarak yapılabilir.
BİLGİ’nin bana Ölü Ozanlar Derneği’ni çağrıştıran bir dokusu var.

Eklemek istedikleriniz…
Gerek sanat gerekse bilim alanında yaşadığımız tarihsel süreçler nedeniyle görece geride kalmış bir ülkenin bireyleri olarak aşırı uzmanlaşma lüksümüz olmadığını düşünüyorum. Bu bağlamda kapsayıcı bir aşama kaydetmemiz gerektiği için BİLGİ vb. kurumların toplumsal gelişim açısında önemli rolleri olduğunu düşünüyorum. Bu kurgunun içerisinden bana kendi hikâyemden örnek verme imkânı tanıdığınız için teşekkür ederim.

Powered by Openmedia