Projesi ile araştırma desteğine hak kazandı

EMRE7752

Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın araştırma projesi ile ERC, sosyal bilimler alanında ilk kez bir Türk üniversitesine “Advanced Grant” vermiş oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi ve Avrupa Birliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayhan Kaya ile projesi üzerine konuştuk.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi ve Avrupa Birliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayhan Kaya, Avrupa’nın en prestijli araştırma kurumu olan Avrupa Araştırma Konseyi (European Research Council, ERC) tarafından verilen “Advanced Grant” araştırma desteğini “Popülizm Çağında Yerlilik, İslamofobizm ve İslamizm: Avrupa’da Sosyo-Ekonomik ve Politik Olanın Kültürleştirilmesi ve Dinselleştirilmesi” isimli projesiyle kazandı. Kendisi ile projesi üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

Projenizin detaylarından bahseder misiniz ?

Öncelikle, araştırmaya gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim. Proje, Avrupa’ya yaşayan genç kuşakların radikalleşme süreçlerini anlamaya çalışacak. Bunu da Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika’da yaşayan yerli genç gruplarla yine bu ülkelerde yaşayan Müslüman kökenli genç gruplar arasında yapılacak derinlemesine görüşmelerle anlamayı hedefliyor. Hipotezimiz, bu iki farklı grubunun bugüne değin radikalleşme biçimleri birbirinden ayrıymış gibi daha çok yerli unsurlarla beslenmiş etno-milliyetçilik ve diğer yandan da İslamiyet ile bezenmiş kökten dinci bir analiz biçimiyle açıklanmaya çalışıldı. Amacım, bu iki gurubun aslında benzeri sosyo-ekonomik, politik ve psikolojik süreçlerden geçiyor olmaları varsayımından hareketle ve küreselleşme, sanayisizleşme, yoksullaşma, eşitsizlik, adaletsizlik, güvensizlik, belirsizlik ve anomi süreçlerine karşı bildikleri kültürel kodları kullanmak suretiyle cevap verdiklerini göstermeye çalışmaktır. Bir diğer deyişle, özellikle yerli genç kitleler arasında yaygınlaşan ve Islamofobi ile beslenen sağ Populism ile göçmen kökenli bazı Müslüman genç gruplar arasında yaşanan İslami radikalizmin nedenlerinin aynı süreçler olduğunu göstermeye çalışmak istiyorum. Bunun için de kültürel, dinsel ve kimliksel olan üzerinden gidilerek ve medeniyetler çatışması-medeniyetler ittifakı gibi paradigmaları kullanan analiz biçimlerinin eleştirisini yaparak, gündelik hayatın dinamiklerini sosyo-ekonomik, politik ve psikolojik unsurları kullanarak anlayabileceğimizi düşünüyorum.

Avrupa’da İslamofobia ve İslamizm’in aslında sosyo ekonomik nedenleri olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Evet tam bu şekilde düşünüyorum. Ancak neo-liberal, postmodern anlatı daha çok kültürel ve dini farklılıklara vurgu yaptığı için günümüz toplumları da karşılaştıkları olguları anlamaya çalışırken bu tür kültürelist ve dinsel paradigmaların hegemonyası altında kaldıklarından asıl önemli olan konu olduğunu düşündüğüm sosyoekonomik ve politik kaynakların adil ve eşitlikçi bir şekilde paylaşımı meselesini es geçiyorlar. Bu tür kültürelist ve dini paradigmalar maalesef insanları sürekli bu çıkmazın içine iterken sosyo-ekonomik ve politik eşitsizliklere maruz kalan insanların ortak paydalarda buluşarak siyaset yapma biçimleri geliştirmelerini engelliyor. Bu durumun çok ideolojik bir durum olduğunu ve neo-liberal siyasal örgütlenme biçimlerinin sürekli bu kültürel ve dini karşıtlıklar üzerinde toplumsalı bölerek ve parçalayarak kendilerini var etmeye çalıştıklarını düşünüyorum. Avrupa’da özellikle küresel finansal kriz ve mülteci krizi zamanında da bazı kesimlerde İslamofobik anlatının bazı kesimlerde de İslamist anlatının hakim olduğunu ve bu anlatıların bazı siyaset çevreleri tarafından da Islamofobizm ve İslamizm şeklinde ideolojileştirilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Bu ikisi sizce aynı zamanda b i rb i rle ri ni b e sle y e n sü re ç le r m i ? Evet, Irkçılık ideolojisi veya Milliyetçilik ideolojisi gibi özellikle kaynaklara erişim konusunda sıkıntı yaşayan, kendilerini meşru siyaset kanalları ve egemen medya kanalları üzerinden ifade edemeyen ve uzunca yıllardır bir şekilde aşağılandığını ve dışlandığını düşünen toplumsal grupların bir anlamda birbirlerine karşı diş bilediklerini görüyoruz. Bu karşılaşmayı ve rekabeti siyasal erkin sahibi olan devlet aktörlerinin çözmesi gerekirken ve adaleti yeniden bu tür dezavantajlı grupların ihtiyaçlarını gözeterek çözmesi gerekirken, pek çok devlet bu tür grupların birbirlerine karşı diş bilemelerine olanak tanıyan polarizasyonu beslemektedirler. Siyaset maalesef kendince bir takım günah keçileri tanımlıyor ve kitlelerin bu günah keçilerine karşı kin beslemeleri için gerekli olan siyaset dilini üretiyor.

Bu konu Avrupa’da da şu anda akademik dünyada gündemde olan bir konu mu?

Bilim çevreleri, Avrupa’da bu sağ popülizme meyleden yerli gruplar ile İslami veya benzeri başka türlü radikalliklere yönelen grupları iki ayrı vakaymış gibi anlamaya çalışıyorlar ve bu nedenle de farklı literatürler oluşturuyorlar. Bu literatürler oluşturulurken de maalesef aynı madalyonun iki farklı yüzü olduğunu düşündüğüm bu iki olgunun neredeyse aynı olgu olduğu gerçeği göz ardı edilmiş oluyor. Halbuki, radikalleşme her dönemde olan bir olgudur ve bu olgunun kaynaklara erişim kanallarının kısıtlanması, temsil biçimlerinde adaletin ortadan kalkması, eşitlik, saygı ve tanıma gibi değerlerin göz ardı edilmiş olmasıyla çok yakından bağlantılıdır. Radikalleşmeyi ve marjinalleşmeyi din ve kült ile açıklamaya çalışmak bana çok indirgemeci geliyor. Hemen hiçbir çatışmanın dini veya kültürel farklılıklara indirgenemeyeceğini düşünüyorum. En basitinden Holocast konusunu düşündüğümüzde, birileri başka birilerini dini saiklerle katlediyor gibi görülse de ilk bakışta, aslında olan şey sermayenin bir gruptan başka bir gruba transferidir. Bu örnekler çoğaltılabilir. 3rojenizin amacından biraz bahsedecek olursak… Yola çıkarken hedeflediğiniz amaç neydi? Amacım yıllar öncesinde Avrupa’da özellikle Euro-Türkler ve Müslümankökenli insanlarla yaptığım bilimsel çalışmaların bulguları ile son yıllarda yine Avrupa’da gerçekleştirdiğim sağ Popülizm konulu bilimsel çalışmaların bulgularını bir araya getirmek suretiyle yeni bir bilimsel lens geliştirebilmek veya unutulan bir bilimsel lensi yeniden hayata geçirebilmek

Bundan sonraki projeleriniz nelerdir?

Bu proje 2019 yılında başlayacak ve beş yıl sürecek; umarım dört ülkede yaşayan yerli genç gruplarıyla Türkiye ve Fas kökenli göçmen ailelerin çocuklarını içerecektir. Hayatta karşılaştığım sorunları ve olguları anlamaya çalışan ve tek bir konu üzerinde düşünmek yerine hayatın matrisini ve dinamiklerini anlamaya çalışan bir sosyal bilimci olarak beş yıl sonrasının projelerini önceden görmem mümkün değil. Ama şu kadarını biliyorum ki, önümüzdeki beş yıl boyunca oluşturacağım araştırmacı ekibiyle birlikte ve danışmanlarımızın desteğiyle yerellik, popülizm, İslamofobizm ve İslamizm konularına bakmaya devam ediyor olacağım.

Son olarak eklemek istedikleriniz…

İki cümle ile bitirebilirim. Çevremizde yaşanan olgulara bakarken ve insanların ve toplulukların eylemlerini anlamaya çalışırken kültürel, kimliksel ve dini sıfatları sıklıkla kullanmak yerine insanların gündelik hayatlarında problemleri, hayattan beklentileri ve problemleri çözme yöntemlerinin birbirinde pek de farklı olmadığını hatırlayalım. İşte o zaman, minör farklılıklarımızın yerine her birimizin biricik ve tek olduğumuz gerçeğinden hareketle benzerliklerimizi hatırlamaya başlayabiliriz diye düşünüyorum.

Powered by Openmedia