Prof. Dr. Ahmet Denker ile kitabı üzerine…

Şek-1

Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Ahmet Denker’in arkeoloji alanından iki yazar ile ortak kaleme aldığı kitabı yayınlandı.

BİLGİ’ye 2010 yılında Mühendislik Fakültesi’nin kuruluşu ile birlikte başladı. Fakültenin ilk öğretim görevlilerinden de biri aynı zamanda. Akademik kariyer basamaklarına Boğaziçi Üniversitesi’nde aldığı eğitim ile başladı ve ardından İngiltere’de Sussex Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamladı. Prof. Dr. Ahmet Denker, yakın bir zaman önce çıkardığı kitabı Reviving Palmyra in Multiple Dimensions: Images, Ruins, and Cultural Memory ile konuk oluyor dergimize. Kendisi ile yeni çıkan kitabı üzerine keyifli ve dopdolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Kendimi tanıtmaya bugünden başlayayım, halihazırda Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili ve Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi olarak üniversitemizde görev yapıyorum. BİLGİ’ye 2010 yılında Mühendislik Fakültesi’nin kuruluşuyla birlikte, bu fakültenin ilk hocalarından birisi olarak katıldım. Daha önce Ankara Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde görev yaptım. Akademik kariyerin basamaklarını da Boğaziçi Üniversitesi’nde tırmandım. Lise öğrenimimi Robert Kolej’de, Lisans eğitimimi Boğaziçi Üniversitesi’nde gördüm. Y. Lisans ve doktora derecelerimi ise İngiltere’de
Sussex Üniversitesi’nden aldım.

Öncelikle yeni kitabınızı tebrik ederiz; Reviving Palmyra in Multiple Dimensions: Images, Ruins, and Cultural Memory. Nasıl bir projeydi kitap, ne zaman karar verdiniz ve başladınız?
İnanıyorum ki, bu kitap mühendislerle arkeologların bir araya gelip birlikte gerçekleştirdikleri bir projenin ürünü olması açısından son derece önemli ve öncü bir yere sahip olacak. Teknolojideki gelişmelerin bir sonucu da, kaybetmiş olduğumuz arkeolojik eserleri, bize ‘ hayalet görüntüleri’ (ghost images) halinde geri getirebilme olanağını sunmuş olmasıdır. ‘hayalet görüntüler’ bütün kültürlerde ayrı ve özel bir yere sahiptir, geçmişte kaybettiklerimizin zaman içinde yolculuk yaparak bize göründükleri hissini yaşamamıza neden olurlar. 3B (Üç Boyutlu) görselleştirme , sanal gerçeklik teknolojileri bugün kaybettiğimiz arkeolojik zenginliklerin günümüzde görülüp, deneyimlenmesi için önemli fırsatlar sunmaktadırlar. Geçtiğimiz on yıldır bu konu üzerinde çalışmaktayım. 2005 senesinde bütün dünyayı önemli bir kültürel mirasdan mahrum eden son derece trajik olaylar yaşandı: Dünyanın, Pompeii ve Efes kadar önemli bir diğer antik kenti Pamyra, Suriye’de yaşanmakta olan iç savaşın kurbanları arasında yer aldı. Doğu Roma’nın en görkemli şehirlerinden birisi olan Palmyra, doğu ve batı mimarisini harmanlayan anıtsal yapılarıyla medeniyetler ittifakının somutlaştığı bir kültür hazinesiydi ve UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesine alınmıştı. Palmyra, yok olduğunda, UNESCO bir çağrı yayınladı ve yaşadığımız kaybın hafifletilmesinin tek yolunun onun hafızalardan silinmemesini sağlamak olduğunu duyurdu. Bu amaçla, kentin dijital rekonstrüksiyonunun yapılması için 3B görselleştirme alanında çalışanlarla arkeologlar işbirliğine çağrılmaktaydı. Ben, o sırada bir zamanlar Efes’de bulunan ve antik dünyanın 7 harikası arasında yer alan Artemis Tapınağı’nın 3B rekonstrüksiyonu üzerinde çalışıyordum. O çalışmalarıma ara verip, UNESCO’nun çağrısına uyarak Palmyra’ya odaklandım. Öğrencilerimle birlikte yaptığım 3B model, o yaz İspanya’da düzenlenen kongrede en iyi bildiri (best paper) ödülüne layık görüldü. Kitap projesi de bu ödülle birlikte başladı.

Kitap aynı zamanda iki yazar ile  ortak bir çalışmanın ürünü. Nasıl bir araya geldiniz?
Diğer yazarlar, Finli Minna Silver ve İtalyan Gabriele Fangi ile bir araya gelmemiz İspanya’nın Valencia kentindeki bu kongre sayesinde oldu, birbirimizden yaptıklarından böylece haberdar olduk ve bunları bir kitapta bir araya getirmeye karar verdik. Ben Palmyra’yı hiç görmemiştim, gerek Minna gerekse Gabriele ise uzun süreler Suriye’de araştırmalar yapmışlar ve Palmyra’yı defalarca ziyaret etmişlerdi. Ellerinde çok kıymetli bir fotoğraf koleksiyonu vardı. Benim eksikliğimi onlar tamamladılar, onların katkıları ile model detaylarındaki hatalar tek tek ayıklandı.

Reviving Palmyra in Multiple Dimensions: Images, Ruins, and Cultural Memory’de okuyucuyu neler bekler?
Palmyra, Efes ve Pompeii gibi, arkeologların gün ışığına çıkardığı en önemli antik şehirlerden birisidir. Finli Arkeolog Minna Silver ve İtalyan Arkeolog Gabriele Fangi ile birlikte yazdığımız ve Britanya’da bulunan Whittles Kitapevi tarafından basılan bu kitap, Palmyra’nın tarihi ve kültürel dokusuna genel bir bakışın ardından onun görsel bir geri çatımını ve sanal olarak yeniden canlandırılışını sunmaktadır. UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası listesinde yer alan Palmyra, Suriye çölünde yer alan büyük bir vahada kurulmuş ve Roma’yı Doğu’ya bağlayan ‘İpek Yolu’ üzerinde, Roma Dönemi’nde, işlek bir karavan istasyonu olarak zenginleşip gelişmişti. Benzersiz konumu ve eşsiz güzelliği nedeniyle, ona ‘Çölün Gelini’, ‘Çölün kraliçesi’ ve ‘Kumların Venediği’ gibi isimler yakıştırılmıştı. Suriye’de yaşanan iç savaşın beraberinde gelen yıkımdan Palmyra da payını aldı, yerle yeksan oldu. Tarihsel ve kültürel açıdan dünya için taşıdığı önem, yüzlerce metre uzunluktaki sütunlu caddeleri, tapınakları, agorası, amfitiyatrosu ile uzun bir vadiye yayılmış nekropolü onu bir hedef haline getirmişti. Şehrin bütün abideleri ve müzesi yıkıldı, sakinlerinin birçoğu katledildi. Bu yıkımı geçekleştirenlerin amacı, Palmyra’nın Batı ve Doğu kültürlerini harmanlayan dünya mirası kimliğini yok etmek, onu hafızalardan bütünüyle silmek ve dünyayı en önemli kültürel hazinelerinden birisinden yoksun bırakmaktı. Bununla beraber, modern teknolojinin sunduğu fotogrametri, dijital görselleştirme ve 3B modelleme gibi imkan ve kabiliyetleri kullanarak, Palmyra’nın parçalanmış arkeolojik hazinelerini sanal olarak geri-çatmak ve böylelikle bu büyük yıkım ve kültürel kaybın yarattığı travmayı bir nebze hafifletmek, kentin hafızalardan silinmesinin önüne geçebilmek mümkün oldu. Kitapta, Palmyra’nın yeniden keşfedilişi ve tarihi anlatıldıktan sonra, şehir 3B sanal gerçeklik yöntemleri ile, parçaları birleştirilerek yeniden kurulmakta ve canlandırılmaktadır. Okuyucu, bu görkemli şehirde bir gezintiye çıkarılmakta, onun kökleri, tarihi ve anıtları hakkında bilgilendirilmekte, Palmyra’nın halkı ve Kraliçe Zenobia gibi efsanevi hükümdarlarıyla tanıştırılmaktadır. Antik yazılı kaynaklar, eski çizimler, eski resimler ve eski fotoğraflar yeni ve modern ölçme ve görselleştirme metodları ile bir araya getirilerek Palmyra’nın çok boyutlu olarak yeniden canlandırılması sunulmaktadır. Tapınaklar ve Palmyra’ya haklı ününü kazandıran sütunlu caddeleri, zafer kapısı, amfitiyatrosu, agorası vb. hem 2015’deki yıkımdan önceki haliyle, hem de Roma dönemindeki görkemli haliyle sanal modeller biçiminde sunulmaktadır. Bu özellikleriyle kitap, okura bir yandan Palmyra’nın tarihine ve kentin mimarisine görsel bir giriş için rehberlik sağlarken diğer yandan yeni teknolojilerin tümüyle yitirilmiş kültürel mirasın geri kazanılmasındaki rolü ve potansiyeli hakkında da yeni bir kaynak olmaktadır.

Kitap yazmak sizin için nasıl bir serüvendi, en çok zevk aldığınız ya da zorlandığınız noktalar nelerdi?
Yazmak akademisyen olmanın ayrılmaz bir parçasıdır, yaptığımızın bütün dünyada okurlarla buluşacağını bilerek, yazmaktan doğal olarak çok zevk alırız. Ancak yazdığımızın güne ait olmaktan çok kalıcı bir değer taşıması, önümüzdeki yıllarda da kaynak olarak başvurulan ve kıymetini sürdüren bir kitap olarak kalmasıdır önemli olan. Bu kitaptaki en önemli zorluk, onun Suriye’deki savaş henüz sürerken yazılmış olmasından kaynaklandı. Palmyra kurtarıldıktan sonra basıma verilen kitaptaki bazı bilgiler, Pamyra’nın yeniden düştüğü ve kentte ayakta kalan son yapıların da yıkıldığı haberinin gelmesinden sonra geçerliliğini kaybetmişti. Bu beklenmeyen haber, herkes için olduğu kadar, bizim için de şok etkisi yaptı; kitap basımdayken, henüz ayakta olan Amfitiyatro
ve şehrin merkezini simgeleyen Tetrapylon, kitap daha satışa çıkmadan, yerle bir edilmişlerdi. Basımın durdurularak kitabın revize edilmesi, kitabın piyasaya çıkmasının aylarca ertelenmesine neden oldu. Nihayet, kitabın 31 Ocak’ta okurlarla buluşacağı haberi Amazon ve Whittles yayınevinin sitelerinden duyuruldu. Neyse ki, geçen süre içinde yayınlanan Palmyra kitaplarının hiçbirisinde, yaptığımız modellerden daha kapsamlı ve dünyaca kabul görmüş Palmyra rekonstrüksüyonlarının yer almadığını gördük. Bu nedenle, kitabımızın piyasaya çıkmasıyla birlikte önemli bir ihtiyacı karşılayacağı ve büyük ilgi göreceğine inanıyoruz.

Kitabınızın aynı zamanda Finlandiya’da bir tanıtımı gerçekleşti. Bu tanıtımdan bahseder misiniz, nasıl bir deneyimdi, neler yaşadınız, neler ile karşılaştınız…
Kuruluş amacı, tarihi anıtlar ve sitlerin korunması ve değerlendirilmesine yönelik ilkeler ve stratejiler geliştirmek ve bu amaçla yapılacak araştırmaları desteklemek olan ICOMOS (International Council on Monuments and Sites), Türkçe adıyla ‘Uluslararası Anıtlar Ve Sitler Konseyi’ bu yıl 50. yıldönümünü kutladı. Bu kutlamalar çerçevesinde Finlandiya ICOMOS Konseyi kitabımızın bir tanıtımını da programına dahil ederek bizlere büyük bir onur bahşetti. Helsinki’de yapılan açılış oturumunda her birimiz birer konuşma yaptık ve büyük bir ilgi gördük. Suriye’de yıkılan bir antik kente karşı Finlandiya’da gösterilen ilginin büyüklüğü, bu tür kültürel zenginliklerin belli bölgelere ait olmayıp evrensel miras olduklarının vurgulanması açısından çok çarpıcıydı. Bu toplantı ayrıca üç yazar olarak tekrar bir araya gelmemize vesile oldu.

Okuldan bahsedecek olursak… BİLGİ ile yollarınız nasıl kesişti? “Neden BİLGİ?” diye bir soru yöneltsek, ilk cümleleriniz neler
olurdu?
Bu soruya cevabım kısa ve kesin olacak: Neden BİLGİ olmasın ki ? 35 yılı aşkın akademik hayatımda dünyanın ve ülkemizin en iyi akademik kurumlarında bulunma şansım oldu. BİLGİ ‘deki hava, oralardaki atmosfer gibi, buranın bir bilim yuvası olduğunu soluyorsunuz. BİLGİ’den teklif geldiğinde, yıllar önce Havelsan’dan geldiği zaman olduğu gibi iki kere düşünmeden ‘evet’ demiştim. Sekiz senedir bu vermiş olduğum kararın mutluluğu içinde BİLGİ’deki mevcudiyetimi sürdürüyorum.

Pek çok başarıya imza atmış bir profesör olarak, öğrencilere ve iş hayatına atılmış gençlere en önemli tavsiyeniz ne olurdu?
Öğrencilerimize ders verirken kendilerine tavsiyelerim de oluyor. Onlara mühendislerin üç dilden konuştuklarını söylüyorum: birincisi matematik, ikincisi grafik, üçüncüsü İngilizce. Bugünün rekabetçi dünyasının ‘kazananları’ arasında yer almaları için bu üç dili çok iyi bilmeleri gerektiğini tekrarlıyorum.

Hayat felsefeniz nedir, kendinize bu noktaya gelene kadar örnek aldığınız biri ya da birileri var mıydı?
Bu soruya nasıl kısa bir cevap verebilirim diye düşündüğümde aklıma ilk gelen Leonardo da Vinci’nin ölüm döşeğindeyken kurduğu şu cümledir:
‘Dolu dolu yaşanan bir hayattan sonra gelen ölüm, dolu dolu geçen bir günün ardından bastıran uyku gibidir.’ Hayat felsefemi bundan daha iyi ifade edecek söz bulabileceğimi düşünmüyorum.

Son olarak eklemek istedikleriniz…
2005 yılında yaşanan olaylar nedeniyle ara verdiğim diğer projem, ‘Antik Çağın Kaybolan Harikası: Artemis Tapınağı’ isimli kitabımın yazımını tamamlayıp üniversitemizin yayınevi tarafından yayınlanacağı günü görmek için hummalı bir faaliyet içindeyim. Bu kitabımın yayınlanmasının ardından Vitae okurlarıyla tekrar buluşmayı ümit ediyorum.

Powered by Openmedia