İstanbul Bilgi Üniversitesi ilk tercihiydi

EMRE9182

Ece Şarakman 2011 yılında mezun oldu. Öğrenim hayatını klinik psikoloji ve adli psikoloji gibi çeşitli alanlarda staj yaparak devam ettirdi.

Klinik Psikoloji Travma alt dalında yüksek lisansını tamamladı ve şu an Uzman Klinik Psikolog olarak kariyerine devam ediyor. Begüm ile BİLGİ’li olmayı ve kariyer basamaklarını konuştuk.

Eğitiminiz ile başlayalım. .aç yılında mezun oldunuz?

2011 yılında mezun oldum. Öğrenciliğim boyunca klinik psikoloji ve adli psikoloji gibi çeşitli alanlarda staj yaparak eğitimimi destekledim. 2013 yılında Bilfen Eğitim Kurumları’na psikolog olarak giriş yaptım. Bu sırada Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji Travma alt dalı yüksek lisansımı tamamladım. Kurumdaki beşinci yılımda zümre başkanı olarak sosyal, duygusal ve bilişsel gelişim alanlarında destek ihtiyacı duyan çocukların gözlemlenmesi, ihtiyaç duyduğu alana özel bireysel çalışmaların planlanması ve öğrencilerin gelişimlerinin takip edilmesine yönelik çalışmalar sürdürüyorum.

Danışanlarınıza hangi alanlarda destek veriyorsunuz?

Uyum problemleri, kardeş kıskançlığı, davranış problemleri, öfke kontrolü, kaygı bozuklukları, sosyal beceri sorunları, aile içi iletişim ve çatışma, boşanma ve çocuk, çocukta cinsel kimlik ve mastürbasyon, uyku problemleri, tuvalet sorunları, öğrenme problemleri gibi pek çok konuyla karşılaşıyor ve çalışıyorum. Bilişsel ve duygusal değerlendirmeler yaparak çocukla yapacağım çalışmaları belirliyorum.

Kültür Politikaları ve Sosyal Sorumluluk, Toplum Gönüllüleri Vakfı gibi pek çok gönüllü projeniz oldu. Gönüllü destek konusunda neler düşünüyorsunuz, yakın planda katılım sağlayacağınız yeni projeler var mıdır?

İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Toplum Gönüllüleri Toplumsal sorunların farkında olmanın ve bunların çözümüne yönelik fikir üretmenin toplum faydasına ve gelişimine katkısının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Cezaevlerinde kalan çocuk tutuklularla birebir sanat atölyeleri düzenlediğimiz “Aynı Gökyüzüne Bakıyoruz” projesi, Mardin’de 8 – 13 yaş arası çocukların kişisel gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla öğrencilere sözel beceriler, sanatsal beceriler vb. çeşitli aktiviteler içeren “Kendini Keşfet” projesi gibi pek çok toplumsal duyarlılık projelerinde öğrenciliğim boyunca yer aldım. Üniversiteden mezun olduktan sonra da İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda kültürel etkinliklere katılma şansı bulamayan öğrencilerin sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle sanatla buluşmalarını sağlayan BitamBiöğrenci projesinin sorumluluğunu üstlendim. Tam zamanlı iş hayatına geçişle birlikte maalesef süreklilik arz eden bir projede bulunmak zorlaşıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden değerli hocam Ayten Zara’nın kurucusu olduğu World Human Relief’in projelerini uzun zamandır takip ediyorum, netleşen bir durum olmasa da gönüllü olarak katkıda bulunmayı istiyorum.

BİLGİ ile devam edecek olursak. Nasıl kesişti yollarınız, neden BİLGİ’yi tercih ettiniz?

Üniversite tercihimi yaparken bölüm konusunda çok kararlıydım. Tercihlerimde sadece psikoloji bölümüne yer vermiştim. Hem kendim öğretim görevlilerini araştırmıştım hem de çevremde alanı bilen kişilere danıştığımda BİLGİ’nin bu konuda iyi olduğuna dair bilgi edinmiştim. Ayrıca sosyal olanaklarından dolayı da ilk tercihim İstanbul Bilgi Üniversitesi olmuştu.

Kariyer yaşantınız boyunca BİLGİ’li olmanın size ne gibi avantajları oldu?

Üniversitenin katmış olduğu uluslararası vizyon kariyerimi olumlu yönde etkiledi. BİLGİ, olağanla yetinmemek, her zaman kendin ve mesleğin için daha fazlasını yapmak gibi mütemadiyen kendini geliştirme ve güncellemeye yönelik bir algı oluşturdu. Okuduklarınızı ezberlemek yerine sorgulamanızı ve eleştirel düşünceyle yorumlamanızı hedefler. Öğrenciyken değil belki ama özellikle iş hayatına girdiğinizde BİLGİ’nin farkını hissediyorsunuz.

Kariyer basamaklarını tırmanırken, bugüne kadar neler yaptınız, hangi pozisyonlarda çalıştınız, hangi deneyimleri elde ettiniz?

Öğrenciyken çok heyecanlıydım bu sebeple vaktimi çok verimli geçirdim. Boş zamanları projelerle dolduruyordum ve yazın muhakkak staj yapıyordum. Balıklı Rum Hastanesi’nde psikiyatrik tedavi kliniğinde staj gördüm. Daha sonra özel bir danışmanlık merkezinde, çocuk mahkemesinde ve vakıfta staj yaparak farklı dalları deneyimlemiş oldum. Psikoloji çok geniş bir dal, bölüm tercihi yaparken ki kararlılığı uzmanlık kısmına gelince vermekte zorlandım. Tüm alanlar çok keyifli görünüyordu. Ancak çocuklarla çalışma isteği bende baskın geldi. 2013’de psikolog olarak girmiş olduğum Bilfen Eğitim Kurumları’na, bu yıl itibariyle Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Zümre Başkanı olarak devam etmekteyim. Çalıştığım süre içerisinde çocuk çizimlerinin projektif değerlendirilmesi, cognitive assessment system gibi eğitimler aldım. Okan Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünü tamamlayarak uzmanlığımı aldım. Yüksek lisansım sırasında aldığım süpervizyonda yetişkin danışan gördüm ve bilişsel davranışçı terapiyle çalıştım.

Şuan da Bilfen 2kulları’nda görev alıyorsunuz. Çocuklarla çalışmanın ne gibi olumlu yanları var?

Günümüzde çalışanların şikayet ettiği noktalardan biri rutindir. Bizim mesleğimizde her bireyin farklı hikâyesinin olmasıyla bu durum zaten ortadan kalkıyor ancak çocuklarla bu daha da renkli bir hal alıyor. Çocuklarla çalışanların rutini asla olmaz, olamaz. Her günün dinamiği bambaşkadır, onların enerjisinden güç alırsınız ve müthiş bir gün geçirirsiniz. Ve onlardan her gün yeni bilgiler edinebilirsiniz, çok kıymetliler. Merak etmekte sınır tanımazlar, sorgularlar, küçücük bir sebepten mutlu olurlar, isteklerini elde edebilmek için sonuna kadar savaşırlar. Maalesef büyürken bu gibi birçok yanımızı kaybediyoruz. Onlarla her gün biz yetişkinlerin kaybettiğimiz özelliklerimizi hatırlıyor ve sayelerinde kontrolü sağlıyorum. İnsanlığın en saf haliyle çalışmanın getirdiği hafiflik ve mutluluk paha biçilemez.

Sizce insanlar neden başkalarıyla konuşmaktan çekiniyor ve bunun için neler tavsiye edersiniz?

Paylaşmamayla ilgili sıkıntıdan çok var olan durumu çözmek için emek harcamaktan kaçınıyoruz. Toplumumuzda en çok karşılaştığım durumlardan biridir; yüzeysel bir tanışma sırasında psikolog olduğumu öğrendikten sonra diyaloğun akışı hızla değişir. Karşımdaki kişinin tüm özelini birdenbire açabildiğine şahit oluyorum. Aslında anlatmaya ve birinin bizi dinlemesine aç olduğumuzu görüyorum. Bir yandan da öğrenciyken “Tezimi benim üzerime yaz” diye teklifler alan meslek grubuyuz. Bana kalırsa normalin dışında olma arzumuz ve bununla övünen bir yanımız da var. Mesele ne zamanki bu yüzeysellikten çıkıyor ve süreklilik arz ediyor, işte kilitlendiğimiz yer burada başlıyor. Paylaşmaya çok açığız ama iç dünyamıza olan yolculuk derinleşmeye başlayınca o zaman zorlanıyor ve yüzleşmekten kaçıyoruz. Kolay olanı ve kendimizi ertelemeyi seçiyoruz. Bir kerede anlatınca hemen çözülecekmiş beklentisiyle geliyorlar. Örneğin vücudunuzda hedeflediğiniz ölçülere ulaşabilmek için haftada 2-3 gün spora gidersiniz ve istediğiniz sonuca varabilmek için uzun zamana ihtiyacınız olduğunu bilirsiniz ve acı çekmenize rağmen buna istikrarla devam edersiniz. Hele ki günümüzde bu alışkanlık çoğu kişide hayatının bir parçası olmuş durumda. Burada öncelikler de devreye giriyor. Aynı mücadeleyi iç dünyamız için yapmayı bu denli istemiyoruz. Dışa olan yatırım iç dünyamıza olan yatırımdan daha kolay daha cazip geliyor. Burada tavsiye edebileceğim tek şey, uzmana gittiğinizde o kapıdan girdikten sonra daha kalıcı bir çıkışı görebilmek için sürekliliği sağlamaya çalışmak olabilir.

BİLGİ ile yapalım finali. Sizce BİLGİ’li olmak ne demektir?

İstanbul Bilgi Üniversitesi sosyal sorumluluk projelerini, aktivist gençleri destekleyen, önyargılardan arınmış, öğrencilerin düşüncelerini ifade edebilmeleri için alan açan bir yapıya sahiptir. İlk olarak okul duvarlarında asılan pek çok farklı düşünce yapısına sahip kuruluşun afişleriyle karşılaşırsınız ardından hocanızın odasına gittiğinizde kapısında proje, eylem, etkinlik afişlerini görürsünüz. Okulun dört bir yanı buna dair sübliminal mesaj verir. BİLGİ rengarenktir. Kültür-sanat etkinliklerine ev sahipliği yapar ve dersten çıktığınızda sanat ayaklarınızın altındadır. Tiyatroya gidebilir, sergi gezebilir, konsere gidebilirsiniz. Sizi sadece ders sırasında değil her an besler. Bu yüzden BİLGİ’li olmak kendini geliştirmek demektir. 3sikoloji okuyan öğrencilere en büyük tavsiyeniz nedir? Ben öğrenciyken aldığım derslerde heyecanlanıyor ve o alanda devam etme isteği oluşuyordu. Ancak staj yaptıktan sonra fikrim değişiyordu. Teoriyle pratiğin örtüşmediği gerçeğini tatmak gerekiyor. Maalesef idealist yaklaşıp hayal kırıklıkları yaşadığım pek çok deneyimim oldu. Psikoloji okuyan öğrencilere önerim alanınızı seçmeden önce muhakkak sahada tecrübe etmeniz yönünde olacak. Alanı deneyimleyip emin olduktan sonra da doğru kaynaklardan ilgili eğitimleri almanızı öneririm. Ayrıca bölüm dışından da dersler seçerek kendinize katkıda bulunmanızı tavsiye ederim.

Powered by Openmedia