Hayalleri çocukluk çağında gelişti

Gülşah Ekinay’ın kariyer yolculuğu 2005 yılında yolunun İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne düşmesi ile başlıyor. Lisansını Görsel İletişim Tasarım Bölümü’nde aldıktan sonra Reklamcılık ile yan dal yaptı. Daha sonra yüksek lisansına Medya ve İletişim Sistemleri ile devam etti.

Şu an İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Gülşah Ekinay ile kariyer yolculuğunu konuştuk.

Lisans derecenizi Görsel İletişim Tasarım bölümünde aldınız, Reklamcılık ile de yan dal yaptınız. Kariyer basamaklarından başlayalım. Hayal ettiğiniz bölümde, hayal ettiğiniz mesleği mi yapıyorsunuz, nasıl gelişti dünden bugüne kariyer yolculuğunuz?

Hayal gücümün çocukluk yıllarında geliştiğini düşünüyorum. İçimdeki tasarım tutkusu 3-4 yaşındayken başlamış. Annem oyuncakla oynamak yerine kağıt kalemle her zaman bir şeyler çizdiğimi, misafirliğe giderken bile defterimi ve kalemlerimi götürdüğümü söylerdi. Benim oyuncaklarım kağıt ve kalemlermiş. Örneğin ana sınıfında bir uçak maketi yapmamızı istediklerinde bile ben kağıttan ilginç maketler tasarlarmışım. Okul yıllarımda ise komşuların çocuklarının ve  kardeşimin resim ödevlerini yapardım. Yani gelecekte bu mesleği seçeceğim çok önceden belliymiş diyebilirim. Lise yıllarında tasarıma sevgim beni hep bir şeyler çizmeye yöneltti fakat üniversitede Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü kazandım. Ankara Gazi Üniversitesi’ne kayıt yaptırdım ancak fazla yaratıcılık gerektirmediği için çok sevmedim. Okulda arkadaşlarımdan ve yaşıtlarımdan bakış açım daha farklıydı, içimden bir ses sürekli tasarımla ilgili bir şeyler yapmamı söylüyordu. Yeni bir şeyler yaratmak beni heyecanlandırıyordu ve bundan beslendiğimi fark ettim.

Peki yolunuz BİLGİ ile nasıl kesişti?

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Görsel İletişim ve Tasarım bölümü yetenek sınavlarına katıldım ve kazandım. Üniversite yıllarında başarılı bir öğrenciydim tek bölümü okumak ile yetinmeyip reklamcılık bölümü ile yan dal yaptım. İki disiplini ortak noktada birleştirmeye karar verdim. Bu alanda grup çalışmalarının önemini, yaratıcı fikir gelişimini ve kampanya süreçlerini öğrendim.

Bizim dönemimizde VCD (Görsel İletişim Tasarım) bölümü dünyada seçili üniversiteleri ile yarışıyordu. Öğrenci yıllarında iyi projeler çıkarttık. Bize pek çok konuda yol gösteren değerli hocalarımız vardı. Dijital ve tasarım alanlarında dünya standartlarında bir  eğitim aldığımızı düşünüyorum. Öğrenci yıllarımızda okulda sergiler açtık. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bana kattığı en önemli değer inovasyon kavramıydı. Bundan neredeyse 10 yıl önce dokunmatik ekranlar ile sergiler açtık. İnteraktif tasarım dersinde QR kod ile ilk defa kendime bir kartvizit yapmıştım. Tüm bunları o dönemlerde yapmak adeta geleceğe yolculuk gibiydi. Özellikle teknolojiyi iyi kullandığımızı düşünüyorum. Örneğin Starbucks için ilginç bir ilan tasarlayıp okulda ödül almıştım. Tüm bunların hem akademik alanda hem de iş yaşamında ciddi anlamda faydasını gördüm diyebilirim.

 

Okul bittikten sonra NYU Polytechnic Amerika’da eğitiminize devam ettiniz…

Üniversiteden sonra NYU Polytech America’da New Media bölümünden dersler aldım ve Amerika’da çalışma fırsatım oldu. Amerika’da işler Türkiye’den daha farklı. Neye yeteneğiniz varsa direk o alanda çalışabiliyorsunuz. Örneğin illüstrasyon yapıyorsanız kariyerinizi sadece çizim üzerine yapabilirsiniz. Fakat Türkiye’de bir tasarımcıysanız sizden her konuda çalışma beklenebilir.

Türkiye’ye döndükten sonra neler yaptınız?

Türkiye’ye dönünce kariyerime 7 yıl kadar reklam ajanslarında kurumsal iletişim yönetimi ve pazarlama alanında devam ettim. 300’e yakın global ve yerel marka ile çalıştım. Birçok firmanın dijital kreatif tasarımlarını ve kampanya sürecini yönettim. Dijital platformlarda reklam kampanyaları, interaktif web siteleri, blog ve sosyal medya kampanyalarını hazırladım. Bu alanda ödüller aldım. Bu işi sevmemdeki temel neden tasarımda görsel iletişim dilinden öte işin bir de matematik kısmı var. Ajanslarda  farklı projeler ve farklı müşteriler ile çalışıyorsunuz. Hep çözüm üretip, sonuç odaklı olmanızı gerektiriyor. Reklamcılık ve tasarım disiplinini bir araya getirdiğinizde iki alandan da beslenebiliyorsunuz. Örneğin şirket sahibinin hoşuna giden bir tasarım her zaman müşterinin hoşuna gitmeyebiliyor. Pazarlamanın başlıca amaçlarından biri sınırlı bütçe ile doğru hedef kitleye ulaşmak ve bağ kurmaktır. Bu nedenle önüme bir proje geldiğinde ilk olarak markayı ve ürünü anlamaya çalışıyorum. Her ne kadar işin sanat yönü hoşuma gitse de bir projenin başından sonuna kadar tüm süreçlerinde dahil olmak da hayli keyifli.

Akademisyenlik nasıl girdi hayatınıza?

Belli bir deneyimden sonra içgüdüsel olarak yaptığım işi, bildiklerimi aktarmak istediğimi keşfettim. 4 yıldır özel bir üniversitede sanat, tasarım, reklam, yeni medya üzerine dersler veriyorum. Amacım bizden sonraki nesillere bildiklerimi ve deneyimlerimi aktarmak. Bu nedenle öğretim üyeliği yapıyorum. Akademisyenliğin sevdiğim yönlerinden biri de sürekli araştırma yapma ve kendinizi geliştirme fırsatı bulmanız. Üstelik diğer taraftan sürekli gençlerle bir aradasınız ve bu da son derece zevkli bir çalışma ortamını beraberinde getiriyor.

 Başarılı bir akademisyen olarak öğrencilere tavsiyeleriniz ne olurdu?

Öğrencilere en büyük tavsiyem internette bulunan verileri iyi kullanmayı öğrenmeleri olur. Bir araştırma yaparken sadece yerel sitelere bağlı kalmayıp mutlaka yurt dışındaki kaynaklardan da faydalansınlar. Olabildiğince çok okumak ve dünyayı gezmek yapabilecekleri en iyi şeylerden biri. Özellikle bizim sektörde kendini geliştirmek, dünyada olup bitenlerden haberdar olmak çok önemli. Eğer çok gezecek olanakları yoksa her fırsatta ilgi duydukları konularda belgesel izlesinler, dünyayı tanısınlar. İnsanı gerçek anlamda yenilikçi, ileri görüşlü ve yaratıcı kılan şeyler bunlar.

Powered by Openmedia