<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed
	xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0"
	xml:lang="tr"
	>
	<title type="text">VITAE</title>
	<subtitle type="text"></subtitle>

	<updated>2021-02-15T10:27:10Z</updated>

	<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr" />
	<id>https://www.vitae.gen.tr/feed/atom/</id>
	<link rel="self" type="application/atom+xml" href="https://www.vitae.gen.tr/feed/atom/" />

	
	<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[2021’den Sağlık Ekseninde Ne Beklemeliyiz?]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/8917/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8917</id>
		<updated>2021-02-15T10:25:23Z</updated>
		<published>2021-02-15T10:23:19Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="ALUMNI" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="DOSYA" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="KAPAK" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>Sağlık ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nilgün Sarp ve Koç Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmalarını sürdüren 2018 BİLGİ Fizyoterapi ve Rehabilitasyon ve Psikoloji çift anadal mezunumuz Alihan Erdağı ile gerçekleştirdik. Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her anlamda ve her alanda felaketler [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/8917/">2021’den Sağlık Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/8917/"><![CDATA[<p>Sağlık ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nilgün Sarp ve Koç Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmalarını sürdüren 2018 BİLGİ Fizyoterapi ve Rehabilitasyon ve Psikoloji çift anadal mezunumuz Alihan Erdağı ile gerçekleştirdik. <span id="more-8917"></span></p>
<p><strong>Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her anlamda ve her alanda felaketler yaşadığımız bir 2020 geçirdik. Siz kendi alanınız açısından 2020’yi nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p><strong>Nilgün Sarp:</strong> Gerçekten 2020 yılı dünyanın pek çok yerinde felaketlerle dolu bir yıl oldu… Son yaşanan ve Mart ayından bu yana dünyayı olumsuz etkileyen COVID pandemisi ise; sonunda şapkamızı önümüze alıp yeniden düşünme zamanının geldiğini herkese bir kez daha ve zorunlu olarak hatırlattı. Ben, hatırlattı diye düşünmek istiyorum ama aklımdaki soru şu; “pandemi gerçekten herkesin kendini<br />
tekrar değerlendirmesine yol açıp, bulunduğu çevreye ve doğaya ve insanlığa ne kadar sahip çıktığına dair düşündürdü mü acaba?” Ne yazık ki hepsine benim cevabım hayır… Hatırlarsanız bazı kısıtlamaların olduğu dönemlerde hava ve su kirliliğinde azalmaları izlemek ne kadar mutluluk verici idi. COVID-19 pandemisi tüm dünyada kısa dönem için uygulanan karantina önlemleri nedeniyle insanların evlerine kapanması, ekonominin yavaşlaması ve fosil yakıt tüketiminin düşmesi gibi nedenlerle hava kalitesi üzerinde geçici olumlu etkiler yapmış, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının kalitesinin yükselmesini sağlamıştı. Ancak madalyonun diğer yanında ise pandemi nedeniyle işsiz kalanlanlar, şiddete uğrayanlar, sağlığa erişemeyenlerin sayısı da arttı. Yani hassas gruplar olarak nitelendirdiğimiz yoksullar, göçmenler, engelliler, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar COVID pandemisinin olumsuzluklarından daha fazla etkilendiler ve bizler bu olumsuzluk ve eşitsizlikleri yine engelleyemedik….<br />
Tüm ülkelerdeki karantina uygulaması ve temel hizmetler dışındaki bütün hizmetlerin durdurulması pandemiye verilen ilk yanıt oldu doğal olarak&#8230; Sağlık kurumlarında birçok sağlık hizmeti, resmi olarak alınan kararlarla ya da kurumlarda yeterli malzeme ve çalışan olmaması nedeniyle ertelendi ya da sunulamadı. Örneğin COVID-19 ve benzeri SARS, MERS gibi tüm salgınlarda cinsel sağlık ve üreme sağlığı hakları göz ardı edilir ve cinsel sağlık üreme sağlığı hizmetleri temel hizmetler içine alınmaz. Bu nedenle geçmişteki salgınlardan edinilen deneyimler, hizmet kesintilerinin, salgın dışı hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin arttığı yönündedir. Ayrıca Pandemi döneminde, kürtaj gibi zamana duyarlı üreme sağlığı hizmetlerinin gereksiz görülerek sınırlanması, gönüllü cerrahi sterilizasyon gibi uygulama gerektiren uzun etkili doğum kontrol yöntemlerinin uygulanması ve çıkarılmasına kısıtlama getirilmesi sorun teşkil etmektedir. Pandemi sürecinde birçok kişinin evinde kalması ile birlikte ortaya çıkan önemli problemlerin başında aile içi şiddet ve istismarın geldiğini de biliyoruz. Birleşmiş Milletler<br />
raporuna göre kadınlar ve çocuklar en çok kendi evlerinde tehdit altında kaldı. Aynı zamanda karantina durumu, kadınların davranışlarının çok daha yakından ve ayrıntılı kontrol edilmesine de neden oldu. Bu yüzden kadınlar ve çocuklar şiddet ve istismar failleriyle aynı yerde olmalarından dolayı yardım hatlarını da arayamadılar, daha fazla şiddete maruz kaldılar. Sonuçta pandemi dönemi, kadın ve erkekleri farklı etkiledi; kadın ve kız çocuklarına yönelik mevcut eşitsizlikleri artırırken, ayrımcılıkları daha görünür hale getirdi. Kadınlar açısından ilk başta bir çözüm gibi sunulan esnek çalışma olayı da evden çalışmanın yanı sıra evdeki iş yükünün neredeyse tamamını üstlenen kadınlar açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Türkiye genelinde yemek yapmak kadınların işidir ve bu oran %91,2’dir, ayrıca evlerdeki çocuk, yaşlı ve hastaların bakımı dışında, erkeklerin de beslenme, temizlik ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamak kadınların yükünü artırmıştır.<br />
Çocuk gelişimi açısından da birkaç söz söylemek isterim. Eve kapanan ailelerin bazılarında aile içinde çocuklarıyla beraber olmak olumlu karşılanır iken, bazılarında olumsuz durumlar yarattı. Aileler çocukları ile nasıl zaman geçireceklerini bilemediler, onlarla olumlu iletişimi sürdürmede zorlandılar çünkü çoğu aile çocuklarının gelişimleri ve eğitimleri konusunda yeterli bilgiye sahip değil. Ayrıca çocukların okuldan uzak kalmaları da başka bir sorun olarak karşımıza çıktı. UNESCO verilerine göre, dünya genelinde okul çağındaki 5 çocuktan yaklaşık 1’i, diğer bir deyişle yaklaşık 350 milyon çocuğun okulu 1 Aralık itibariyle kapandı ve bu durum 1 Kasım itibariyle okula gitmeyen çocuk sayısında (232 milyon) neredeyse 90 milyonluk bir artışa neden oldu. Bazı ülkelerde okullarda sadece eğitim değil, ihtiyacı olan çocuklara gıda desteği de yapılıyor. Bu nedenle okullar kapandığında çocuklar eğitim, destek mekanizmaları, gıda gibi hizmetlerden de uzak kalıyor ve güvenlikleri risk altına giriyor. Ayrıca, UNICEF ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından hazırlanan rapora göre ise, tüm dünyada okul çağındaki çocukların üçte ikisinin evinde internet yok. Oysa eğitim birçok ülkede online olarak devam etti. Tüm bunlar günlük rutini aksayan çocukların iyi olma halini ne yazık ki olumsuz yönde etkilemektedir.<br />
Ayrıca biliyoruz ki; sadece pandemini değil; pandemi öncesi dönemde de yakın çevremizde yaşanan savaşlar, ülkemizi sadece ruhsal yönden değil, fiziksel, sosyal ve ekonomik açılardan da olumsuz yönde etkilemişti. Yaşanan tüm felaketlerin sağlığa doğrudan etkisi var&#8230; Sağlık dediğimiz zaman sadece bedensel sağlığı kastetmiyoruz, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tanımına göre, “Sağlık; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedensel, sosyal ve ruhsal yönden tam iyilik halidir”. Bu tanıma göre, biz 2020 yılını sağlıklı olarak geçiremedik.<br />
Aslında yazılı belgelerimize bakıldığında bu hedeflere varılmaya yönelik açıklamalar var. Örneğin, Sağlık<br />
Bakanlığının 2019-2023 stratejik planında yer alan vizyonu “Sağlıklı hayat tarzının benimsendiği, herkesin sağlık hakkına kolaylıkla ve yüksek hizmet kalitesiyle eriştiği bir Türkiye” olarak belirlenmiş. Misyonu ise “İnsan merkezli yaklaşımla birey ve toplumun sağlık hakkını ve sağlığını en üst düzeyde korumak, sağlık sorunlarına zamanında, uygun ve etkili çözümleri yüksek hizmet kalitesiyle sunmak” olarak yayınlanmıştır. Oysa ülke koşullarımıza bakıldığında bu misyon ve vizyonu destekleyen uygulamaları görmek en azından 2020 yılı açısından güç oldu. Sözgelimi halen ülkemizin bebek ölüm hızında Dünyada 72. ; adölesan doğum hızında 140. ; gayrisafi yurtiçi hasıladan sağlığa ayrılan payda 147. sırada olması umut kırıcı…<br />
Sağlık alanındaki eşitsizlikler 2020 yılında artarak devam etti. Sağlık göstergelerinin cinsiyet, bölgeler, kır-kent, doğu-batı, gelir grupları, gelişmişlik düzeyi, iller gibi toplumsal değişkenlere göre farklı olması; sağlık hizmetleri ve personelinin dengesiz dağılımı; sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler gibi pekçok konudan bahsetmek mümkün…</p>
<p><strong>Alihan Erdağı:</strong> 2020 tüm alanlar için tarihi bir yıl oldu. Öncelikle Avustralya, Sibirya ve Endonezya’da yangınlar, Avrupa’da sıcak hava dalgaları, Afrika’da seller, çeşitli bölgelerde büyük şiddette depremler, birçok tropik fırtına ve muhtemel olarak dünya üzerinde kaydedilen en yüksek sıcaklıklar… Tüm bunlar bir yıl için yeterince büyük afetlerken belki de onlarca yılın geniş popülasyonları etkileyen en büyük pandemisi yanı başımızda belirdi.<br />
Uluslarası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi’nin verilerine göre yangınlar, sıcaklık artışı ve kuraklıkla birlikte COVID-19’dan etkilenen insan sayısı yarım milyarı geçerken, bunlardan etkilenen tür sayısı ise bir milyarı aşmış durumda. 2020 tüm alanlar için unutulamayacak bir yıl oldu ancak unutulmaz olduğu kadar dönüşüm ve değişim yılı oldu da diyebiliriz. Bilimden sağlığa, ekonomiden eğitim ve çalışma hayatına kadar getirdiği dönüşüm ve değişimlerle “yeni normali” olan bir çağın canlı tanıkları olacağız. 2020’nin son çeyreğinde insanlık tarihinin gördüğü en hızlı aşı geliştirme süreciyle belki insanlığın düşmanı olan bu virüsü yeneceğiz ancak bu dönemde kazandığımız ve bırakması oldukça güç alışkanlıklar da edindik. Dönem dönem ülkemizde ve tüm dünyada verilen kısıtlama kararları ve eve kapanmalarımızda fiziksel olarak daha sedanter, psikolojik olarak daha tahammülsüz, hassas ve kırılgan olmamız kısa vadedeki değişimler. Öteki taraftan eğitim, çalışma ve sosyal hayatımızda teknolojinin de desteği ile bu hayata hızla adapte olmamız en büyük artılarımızdan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2020’den ne gibi dersler çıkarmalıyız? Olaylara nasıl yaklaşmalıyız?</strong></p>
<p><strong>Nilgün Sarp:</strong> Aslında bu dönem bize her şeyin başının sağlık olduğunu net olarak söylüyor. Sağlık derken yukarıda bahsettiğim tanımdaki gibi bedensel, ruhsal ve sosyal sağlığı kastediyorum ve sağlığın sosyal boyutunu da çok önemsiyorum.<br />
Türkiye sağlık düzeyi göstergeleri açısından henüz istenen düzeye gelememiştir. Özellikle beklenen yaşam süreleri, gelir dağılımdaki eşitsizliklerin giderilmesi, kadın sağlığı, çocuk sağlığı, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıklar ve risk faktörleri alanlarında dünya ülkeleri sıralamasında ortalardadır. Çıkarılacak dersler; elimizdeki var olan verilerin doğru değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelere yönelik de çözümler üretilmesi ve sağlığın sosyal boyutu yönünde planlanmalar yapılması gereğidir. Bu konuda rehberimiz de sadece bilim olmalıdır.<br />
Global dünyada yaşanan olumsuzlukları ve nedenlerini hepimiz biliyoruz zaten. 2020’de yaşananlar<br />
doğrultusunda, daha fazla kişinin maske, mesafe, hijyen kurallarına ve toplu taşım kullanımı, düğün, cenaze gibi toplanmalara yönelik alınan toplumsal önlemlere uymaya istekli olma konusunda yeni bir İletişim Planı’na ihtiyacımız var. COVID-19 hasta/vefat bilgilerinin şeffaflıkla paylaşılması, sağlık çalışanlarının karşılaştıkları yükün ve günlük hayatlarında aldıkları riskin somutlaştırılması, çözüm üretilmesi çok büyük fayda üretecektir.<br />
UNICEF raporlarında her zaman belirtilen çocukların koruması ve onların ihtiyaçlarının karşılanması hususlarına hükümetler daha fazla yer vermelidir. Bu ihtiyaçların karşılanamaması veya koordineli müdahalelerin geç uygulanması mağduriyeti arttırabilir, çocuklara telafisi olmayan zararlar verebilir ve bütün toplumun toparlanmasını geciktirebilir. COVID dönemi eğitim ihtiyaçları yeterince karşılanamayan tüm çocuklara TV, radyo veya çevrimiçi eğitim gibi çocuk dostu uzaktan eğitim yöntemleri kullanarak eğitimde yaşanan kesinti sınırlandırılmalıdır. Okullar ile birlikte çalışarak verilmek istenen tüm mesajların (koruma ve emniyet ile ilgili) aile ve çocuklara verilmesi sağlanmalı, çocuk dostu şikâyet ve geribildirim mekanizmalarının geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına çaba sarf edilmelidir. Ayrıca panik ve stresi azaltacak, güvence sağlayacak ve sağlık<br />
mesajlarına uymayı teşvik edecek mesajlar sürekli iletilmelidir.<br />
Türkiye dahil, pek çok ülkenin Sağlık Bakanlarının imzaladığı, 2018 yılı Ekim ayında Alma-Ata’nın 40. yıl dönümünde yayınlanan Astana Deklarasyonu’nda yer alan temel sağlık politikalarının içinde “ Bireyin ve toplumun sağlığını koruyup, geliştiren bir çevre olması” politikası ne kadar gözetildi ve uyuldu. Bu konuya önemle dikkatinizi çekmek isterim.<br />
Özellikle bu politikanın gerçekleşmesi doğrultusunda yer alan olgulardan biri “Sağlıklı Kent” kavramını da sorgulamalıyız. Sağlıklı kent oluşturmada, sağlık bilimleri olmak üzere kent planlaması, sosyoloji, coğrafya, çevrebilim, ekonomi, politika gibi farklı disiplinlerinin yer alması gerekiyor. Kentte yaşayan kişilere göre “güvenli ve özgür bir biçimde yaşama eylemlerini gerçekleştirebildiği, beslenme ve korunma ihtiyacının karşılandığı, sosyal etkileşim olanakları yüksek” bir kent olarak tanımlayabileceğimiz sağlıklı kentlerimiz var mı sorusu üzerinde de düşünmeliyiz. Özellikle başta İstanbul olmak üzere yaşanan ve devam eden tartışmaları bir düşünelim derim…<br />
Ayrıca risk gruplarının özel gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Örneğin birden fazla hastalığı<br />
olanların ilaçlarına erişimlerinde kolaylık sağlanması ve risk grubuna özgü aşılarının yapılması olumlu bir gelişmedir. Yeterli aşı tedarikinin sağlanması ve izlemlerinin sürdürülebilmesi önemlidir. Pandemi konusunda bilimsel çalışmaların artması ve aşı konusunda umut verici gelişmeler yaşanması içimizi biraz ferahlatmakla birlikte henüz tehlike geçmiş değil.<br />
Olaylara yaklaşımımız, kimseyi geride bırakmadan ve tüm tarafların ortak çaba ve dayanışması ile gerçekleşebilir. Kriz durumlarında özel gereksinimi olan gruplara özel politikalar geliştirilmesi ve hizmetler sunulması önem taşır. Salgın kontrolünde toplumun tüm paylaşları, göçmen/mültecilerin bu toplumun bir parçası olduğu unutulmadan planlama yapılmalı ve yürütülmelidir.</p>
<p><strong>Alihan Erdağı:</strong> 2020 bize insanın Doğa Ana’nın işine karıştığında ve onu bozmaya başladığında, verdiği cezalarla çaresiz kaldığımızı üst üste ve acımasız bir yolla öğretti.<br />
Sağlık perspektifinden gördüğümüz tüm doğal felaketler ve pandemi “her şeyin başı sağlık” anlayışını bir kez daha benimsememiz gerektiğini gösterdi. Bir önceki soruda bahsettiğim fiziksel ve psikolojik olarak zayıflıklarımızı bilerek buna yönelik temkinli hareket etmeliyiz. Bir süre daha evde ve kısıtlamalar altında yaşamak zorunda kalabiliriz. Bağışıklık sistemimiz ve fiziksel sağlığımız için sedanter yaşamdan uzak kalmalı ve hareket etmeliyiz. Ayrıca psikolojik olarak bizlerin hassas olduğumuz gibi çevremizdeki insanların ve tüm insanlığın da aynı süreçten geçtiğini bilerek duyarlı davranmalıyız. En önemlisi 2020’nin üzerimize bıraktığı yüklerin çözülebileceğini bilmeliyiz, bu yüklerin çözümü daha uzun sürebilir ancak sorunlar nihayetinde çözümleriyle geliyorlar. Problemler hayatımızda kalıcı olmak için değil biz onları çözdükten sonra gitmek için varlar, biz ise birey ve kişilik olarak bu hayatta kalıcı olanız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yeni bir yıla başladık. Tüm yeni yıllar gibi bu yıla da insanlar yeni başlangıçlar, yeni umutlar, hedef lerle başlıyor. Geçtiğimiz yıllara göre nasıl farklılaştı yeni yıldan beklentiler?</strong></p>
<p><strong>Nilgün Sarp:</strong> Evet her yeni yıl, yeni umutlarla başlar ancak 2021 yılı maalesef, COVID endişesi yaşamaya devam etmek ile başladı. Halen bir yıl önceki sosyal yaşantılarımıza özlem içindeyiz. İlk kez yeni bir yıla küresel salgınla beraber girildi. Yeni yıl kutlamaları, özlemle, gelecek yıllara bırakıldı. Yeni yıldaki en önemli beklenti sağlık ve huzur içinde eski yaşamlarımıza kavuşmak tabii ki. Bir eğitimci olarak, en yakın zamanda, tüm okullarımızın sağlıkla vegüvenle açılabileceği duruma gelebilmemizi diliyorum.<br />
UNICEF’in UNESCO, UNHCR, WFP ve Dünya Bankası ile ortaklaşa hazırladığı “Okulların Yeniden Açılması Çerçevesi” ulusal ve yerel yetkililere uygulamaya yönelik tavsiyeler sunuyor. Söz konusu yönergelerde politika reformu, finansman ihtiyaçları, okulların güvenliği, telafi amaçlı eğitim, iyi olma hali, koruma ve en dışlanmış çocuklara erişim konularına odaklanılıyor. Belki biz de ülke olarak bu konudaki tavsiyelere daha fazla önem vermeliyiz.<br />
Yeni yılda çözüm üretilmesini beklediğim bir başka konu da küresel iklim krizi…<br />
Küresel iklim krizi dünyanın geleceğini tehdit ettiğini; toplum sağlığının ancak dengeli bir ekosistem<br />
içinde mümkün olabileceğini kavramaya ve harekete geçmeye ihtiyacımız var. 2021 Küresel Sağlık<br />
Trendleri Araştırma Raporuna göre, Avrupa’daki sağlık trendi 2020 için %4,2’ye düştü, ancak 2021 yılında 2019’daki %5,8’lik seviyeye yakın bir düzeye dönmesi bekleniyor. Umarım bu beklentiler gerçekleşir.<br />
Özetle yeni yıldan dileğim, 2020 de yaşanan tüm olumsuzlukların çözülmesi; herkesin sağlık, mutluluk, adalet ve barış açısından yaşanabilir bir dünyayı hedeflemesi ve bu konuda ortak çaba sarfetmesi…</p>
<p><strong>Alihan Erdağı:</strong> Yeni yıl herkes için taze ve yeni umutlar demek. Önceki yıllarda insanların yeni yıldan beklentileri günümüz düzenine de uygun olacak şekilde daha sosyal ve maddi boyutta iken bu yılın bıraktığı etkilerle en büyük beklentimiz sevdiklerimizle birlikte hayatta kalmak olacak sanıyorum.<br />
Ancak tüm bu yaşadıklarımız bizi taze umutlarımızdan alıkoymamalı. Pek çok alan ve iş kolu evde de kendimizi geliştirebileceğimizi ve olmak istediğimiz insana doğru bir serüvene çıkabileceğimizi gösterdi. Bu dönemde beklentimiz çevrimiçi eğitimler, kütüphaneler, workshoplar, bilgilendirici afişler ve el kitapları ve özellikle sanatın yardımı kendimize yeni yetkinlik ve yetenekler katarak ilerleyebilmek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki, 2021’den küresel ve toplumsal anlamda neler beklemeliyiz? 2021’de dünya ve ülkemiz sizin gözünüzle nasıl bir yer olacak?</strong></p>
<p><strong>Nilgün Sarp:</strong> Küresel ve toplumsal anlamda, sağlık çalışanlarının öneminin daha fazla anlaşılmasını, insanlığın kendini tüketimden alıkoyup, “üretmeye” atfetmesini bekliyorum. Çünkü dünyanın ne kadar kırılgan olduğu, bir virüsün bir anda her şeyi yok edebileceği, elimizdeki en büyük varlığın “insan gücü ve duygusu” olduğunun farkına varıldı diye düşünüyorum. Ben de dahil olmak üzere çoğumuz, ne kadar fazla tüketime yöneldiğimizi fark ettik. Ayrıca madden değil manen sahip olduklarımızın ne kadar kıymetli olduğunu anladık. Unuttuğumuz aile ilişkileri, arkadaşlıklar gibi pek çok şeyin önemini hatırladık.<br />
Yaşanan pandemi süreci, başta eğitim olmak üzere herşeyin internet üzerinden yapılmasına olanak sağladı. Biliyoruz ki, yapay zeka gelecekte çok daha fazla gelişerek insanların yaptığı bir çok işi devralacak. Oxford Üniversitesinde yapılan “istihdamın geleceği” adlı bir çalışmada Amerika Birleşik Devletleri’ndeki mesleklerin %47’sinin risk altında olduğu hesaplanmış. Örneğin 2033 yılında insanlar, %99 ihtimalle tele pazarlama ve sigortacılık işlerini algoritmalara yaptıracak. Aynı şekilde örneğin hakemler kasiyerler, avukat asistanları, tur rehberleri gibi pekçok meslek grubu, yüksek oranda işlerini bilgisayar algoritmalarına devredecekler. Sadece insanı yapay zekadan ayıran özellikleri çok daha değerli ve meslek halinde icra edilebilir olacak.<br />
Eminim ki sağlık alanında da geliştirilen pek çok cihaz ile bireyler sağlıkları konusunda bilgi almak ve karar vermek için çeşitli algoritmaları daha fazla kullanacaklar ancak, sağlık çalışanları insanlığa hizmet için bizzat varolmaya devam edecekler… Bilimsel okuryazarlık, medya okuryazarlığı ve sağlık okuryazarlığı gibi bireylerin bilgiye erişme, eriştiği bilgiyi anlayabilme ve kullanabilmesinin önemi giderek artacak…<br />
Üniversitelerde online eğitimler artacak ve hatta belki üniversiteler küresel eğitim merkezleri olarak gelişecek…<br />
İklim krizinin etkilerinin arttığı ve giderek artacağı düşünülürse, iklim krizi ve hava kirliliği başlıkları altında çevre ve sağlık alanında çalışan STK’ların önemi ve politika belirleyiciler üzerindeki etkisi giderek artacak…<br />
Genetik mühendisliği daha da gelişecek, nanoteknoloji, düşünce gücüyle kontrol edilen bilgisayarlar çok<br />
uzakta değildir diye düşünüyorum… Ama tüm bunlar olurken, gelecekte sağlık alanında “hastalığı iyileştirmek” düşüncesi ve çabası, “sağlığı geliştirmeye” dönüşsün artık istiyorum. Bir tek bundan emin olamıyorum…<br />
Çünkü mevcut tüm teknolojik gelişmelere rağmen, dünya ve özellikle ülkemiz benim gözümde halen, insanların elinde hırpalanmış, zarar görmüş, üzgün gözlerle bakan ve kurtarılmayı bekleyen bir çocuk…</p>
<p><strong>Alihan Erdağı:</strong> Ne yazık ki, geleceği tamamen tahmin edemeyiz…<br />
Ancak her zaman için iyimser kalıp bu salgının bize öğrettikleri üzerinden gitmek istiyorum. Bu süreçte tüm dünyada insanlar birlikte çalışmanın ve multidisipliner olmanın ne kadar büyük önem arz ettiğini hem aşı çalışmalarında hem de yardım çalışmalarında gördü. Fiziksel ve mental sağlık olarak güçlü ve dayanıklı toplumların kısa sürede pandemiden en az zararla çıktığını gördük. 2021’in toplumumuzda ve dünyada sağlığın ön planda kaldığı ve bu sürecin benzerini yaşamamak için alınacak her tüm önlemin gerekli ve kaçınılmaz olduğu bir yıl olmasını bekliyorum.<br />
Kendi alanlarım açısından baktığımda fizyoterapi açısından belirgin bir eksen kaymasından söz edilebileceğiz gibi görünüyor. Önceki yıllarda spor ve sporcu fizyoterapisti olmak nasıl bir eğilim olduysa fizyoterapistlerin önümüzdeki yıllarda solunum rehabilitasyonu ve nefes terapisine yönelmeleri ve eğilim oluşturmaları sürpriz olmayacaktır. Bilimsel çalışmalar, COVID-19 geçmişi olan hastaların akciğer hastalıklarında artış ve buna bağlı komplikasyonlarını görmemizin neredeyse kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.<br />
Psikolojik açıdan ise önceki pandemilerden gördüğümüz sonuçların benzerleriyle karşılaşmamız son derece olası. Psikolojik dayanıklılık birçok insanın karşılaşacağı bir sorun olacak ve ruh sağlığı için, artan stres yanıtları, üç şekilde ortaya çıkabilir:<br />
• Psikiyatrik bozukluğa yatkınlık veya zaten böyle bir bozukluğu olanlarda akut alevlenmeler,<br />
• Akut stres bozukluğu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PTSD) ve/ya uyum bozuklukları,<br />
• Bir psikiyatrik sorunun tanı kriterlerini karşılamayan ancak semptomatik stres yanıtları.<br />
Ayrıca alkol kullanımı, anksiyete, öf ke, bulaşıcılık korkusu, algılanan risk, belirsizlik ve güvensizlik, COVID-19 sonrası görebileceğimiz orta ve uzun vadedeki bireysel ve toplumsal değişimlerden bazıları.<br />
Fizyoterapistlere, psikologlara ve tabii diğer sağlık çalışanlarına yine büyük görevler düşecek ve onlar da ellerinden gelenin en iyisini bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da yapacaklar. Son olarak yalnızca 2021 için değil geleceğimizi sağlam temeller üzerine inşa etmek için bilime ve<br />
bilim insanlarına güvendiğimiz bir yıl olmasını diliyorum.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/8917/">2021’den Sağlık Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[2021’den Politika Ekseninde Ne Beklemeliyiz?]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-3/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8911</id>
		<updated>2021-02-15T10:25:56Z</updated>
		<published>2021-02-15T09:58:14Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="ALUMNI" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="DOSYA" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="KAPAK" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>Politika ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Erdoğan ve Essex Üniversitesi Çatışma ve İş Birliği Merkezi’nde Çatışma çözümü, barış süreçleri, iç savaşlarda terörizm konularında akademik çalışmalarına devam eden 2009 Uluslararası İlişkiler Mezunumuz Sinem Arslan ile gerçekleştirdik. Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-3/">2021’den Politika Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-3/"><![CDATA[<p>Politika ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emre Erdoğan ve Essex Üniversitesi Çatışma ve İş Birliği Merkezi’nde Çatışma çözümü, barış süreçleri, iç savaşlarda terörizm konularında akademik çalışmalarına devam eden 2009 Uluslararası İlişkiler Mezunumuz Sinem Arslan ile gerçekleştirdik.<span id="more-8911"></span></p>
<p><strong>Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her anlamda ve her alanda felaketler yaşadığımız bir 2020 geçirdik. Siz kendi alanınız açısından 2020’yi nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Emre Erdoğan:</strong> Hiç kuşkusuz 2020 yılına damgasını vuran gelişme COVID-19 salgını oldu. Mart ayından yana süren salgın küresel olarak 72 milyondan fazla kişinin hastalanmasına ve 1.6 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Sadece ABD’de ölen kişi sayısı 300.000 kişiyi geçti ve bu sayıların kısa vadede azalması beklenmiyor. Salgın hastalık, 2020 yılında dünya ekonomisinin %4.4 küçülmesine ve yaklaşık 460 milyon işin kaybedilmesine yol açtı. Söz konusu kayıpların nasıl ve ne zaman giderilebileceği konusunda kimsenin fikri yok.<br />
Pandemi can ve mal kayıplarının ötesinde yaşam tarzımızı kökten değiştirdi. Yapabilenlerimiz ofislerimizden değil evlerimizden çalışmaya geçtik, yapamayanlarımız ise kendimizi olabildiğince koruyarak işyerlerimize gidiyoruz. Başta ilköğretim olmak üzere bütün eğitim sistemimiz uzaktan eğitime geçti ve üniversitemiz örneğinde olduğu gibi çok uzakta gözüken uzaktan eğitim kapımızı gelip çaldı. Video konferans yöntemiyle ders yapmaya başladık, sınavları da uzaktan yapıyoruz ve öğrencilerimizin yüzünü yaklaşık 9 aydır görmüyoruz. Nasıl aslında olumsuz bir anlamı olan “sosyal mesafe” kavramı pandemiyle olumlu bir anlam taşımaya başladıysa; sosyalleşmek de “aşırı risk almak” anlamını kazandı; ailemiz ve arkadaşlarımızla bir araya bile gelmek istemez olduk. Her gün artan kayıplarla birlikte daha ürkek, daha korkak ve daha tedbirli olduk; en azından böyle olsak daha iyi olur.<br />
İşlerimiz, işlerden beklentilerimiz ve bizden beklenenler tamamen değişti. Eskisi gibi performans odaklı, büyüme saplantılı bir bakış açısından çıkıp olanı koruyabilmeye hedefleyen bir muhafazakarlığa geçiş yaptık. Her gün bir kayıp haberi alırken; “çılgın projeler” ve “engellenemez yükselişler”, yerini “canınız sağ olsuna” bıraktı. Öte yandan tüketmekten vazgeçmiş de değiliz, internet üzerinden satın almadığımız şey, katılmadığımız “webinar” kalmadı; “Zoom yorgunluğu” kendisini başka yorgunluklara bıraktı.</p>
<p><strong>Sinem Arslan:</strong> Uluslararası ilişkiler disiplininin incelediği en temel konular elbette devletler arasında yaşanan çatışmalar ve iş birliği çalışmaları. Devletler arası yaşanan sıcak çatışmalar uzun zamandır gittikçe azan bir eğilim gösterse de günümüzde hala varlığını korumakta. Buna örnek olarak 2020 Eylül ayında Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ Bölgesi’nin statüsü yüzünden yaşanan, Türkiye’nin desteklediği Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlanan ve tarihte ilk defa insansız hava araçları, drone teknolojisi sayesinde kazanılmış olan savaştan bahsedebiliriz. Ayni şekilde, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan arasında doğal gaz rezervlerinin paylaşımı yüzünden çıkan, Türkiye’nin bölge ülkeleri ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini zedeleyen ve hatta bu yüzden uygulanabilecek olası yaptırımları tartıştığımız gerilimden söz edebiliriz.<br />
Uluslararası ilişkiler alanında, devletler arası sıcak çatışmalar azalsa da uzun zamandır bunların yerini devletlerin çıkarlarını korumak için taraf oldukları iç savaşların ve birbirleriyle sıcak atışmalara girmek yerine yerel veya yabancı savaşçılardan oluşan silahlı grupları kullandıkları vekalet savaşlarının aldığını görüyoruz. Bu açıdan baktığımızda, 2020 yılında, Türkiye’nin Doğu Akdeniz krizinizdeki pozisyonunu korumak için taraf olduğu Libya iç savaşında barış görüşmeleri devam etse de uluslararası güçlerin taraflara silah sağlaması bu süreci zorlaştırıyor. Yine Türkiye’nin güvenlik endişeleri nedeniyle doğrudan taraf olduğu Suriye iç savaşı 10. yılına girerken hala net bir barış olasılığından söz etmek için çok erken, aksine tarafların barış masasında ellerini güçlendirmek için Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeden çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurmaya çalıştığını gözlemliyoruz.<br />
Her ne kadar 2020 senesi dünyada birçok çatışmaya sahne olsa da devletlerin bu sorunları çözmek<br />
için uluslararası alanda ciddi bir iş birliği çabası da var. Devletlerin bu anlamda birçok barış görüşmesine, arabuluculuk çalışmalarına, Barış Gücü operasyonlarına katıldıklarından söz etmekte fayda var. Elbette bu çabaların en az çatışan taraflar arasında barışın tesis edilmesi kadar ülkelerin kendi çıkarlarını, etki alanlarını ve yumuşak güçlerini genişletmeye yaradığını da unutmadan. 2020 yılında Rusya’nın Dağlık Karabağ bölgesine gönderdiği barış Gücü, NATO’nun iki müttefiki arasında yaşanan Dogu Akdeniz Krizi’nde hem NATO’nun hem de Avrupa Birliği’nin krizin çözümün de arabuluculuk faaliyetleri 2020 yılında devletler arasında yaşanan iş birliği faaliyetlerine örnek olarak verilebilir.<br />
2020 yılında çeşitli toplumsal olayları da deneyimledik. Örneğin ABD’ye polis şiddetine karşı yaşanan George Floyd protestoları, Belarus’da cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına yönelik protestolar, Tayland’da hükûmet ve monarşi karşıtı gösteriler bu sene öne çıkan önemli gelişmeler. Yine ayni şekilde, 2020 yılının son aylarında ABD başkanlık seçimlerini Joe Biden’ın kazanması Türkiye ve dünya siyasetinde önemli değişikliklere sebep verecek bir gelişme.<br />
Şüphesiz 2020 yılının en önemli olayı geçtiğimiz yılın aralık ayında Çin’in Wuhan bölgesinde ortaya çıkan Korona Virüs (Covid 19) pandemisi. Diğer ülkeler acısından başta uzak bir tehlike gibi görülen salgin, 2020 yılı sonuna yaklaştığımız şu günlerde dünyanın her yerine yayılmış, yaklaşık 73 milyon insanı etkilemiş bir pandemiye dönüşmüş durumda. Halk sağlığından, ekonomiye, kişisel alışkanlıklarımıza kadar hayatımızı tamamiyle değiştiren Covid 19 pandemisinin uluslararası ilişkilerde ve uluslararası siyasetin gidişatında da önemli bir dönüşüm yarattığını söylemek mümkün.<br />
Covid 19 pandemisi, ülkeler arasında yaşanan tartışmaları ve yeni krizleri de beraberinde getirdi. Bununla beraber, hâlihazırda dünya genelinde 12 farklı ülkede sürmekte olan savaşların gidişatını da etkiledi. Mart ayında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in yaptığı ateşkes çağrısı 2020 yılının en önemli gelişmelerinden biri. Bu çağrı Kolombiya’da, Filipinler’de ve Kamerun’ da bazı silahlı grupların çatışmaya bir süreliğine vermesine neden olsa da Batı Afrika’da ve Ortadoğu’da krizin yarattığı güç boşluğundan ve devletlerin silahlı güçlerinin pandemi ile mücadeleye ayrılmasından yararlanan silahlı grupların eylemlerini arttırması bu çatışmasızlık ortamını sona erdirdi. Bununla beraber pandemi, hâlihazırda Ukrayna, Libya, Suriye ve Sudan da yürütülmekte olan barış görüşmelerinin de sekteye uğramasına neden oldu. Kolombiya’ da hükûmet ve FARC-EP arasında imzalanmış olan barış antlaşmasının uygulama aşamasında sorunlara neden oldu. Yemen gibi nüfusunun yüzde 80’inin yardımlarla geçinmek zorunda olduğu savaş bölgelerinde ve Urdun ve Kenya gibi büyük mülteci kamplarının olduğu ülkelerde yaşanan insani krizleri daha da derinleştirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2020’den ne gibi dersler çıkarmalıyız? Olaylara nasıl yaklaşmalıyız?</strong></p>
<p><strong>Emre Erdoğan:</strong> Pandemi yılının bize verdiği en önemli ders, hazırlıksız olduğumuz. Önemli düşünürlerde Nicholas Nassim Taleb, “öngöremezsiniz, ama hazır olabilirsiniz” der. Özellikle pandemiler, ekonomik krizler ve doğal afetler gibi seyrek rastlanan ama küresel yıkıma yol açabilecek büyüklükte olan “Siyah Kuğular” söz konusu olduğunda, ne zaman başımıza geleceğini öngörmemiz mümkün değil. Ama, bu büyüklükte bir yıkımla karşılaştığımızda ne yapacağımızı ve hangi kaynakları devreye sokarak yıkımı en aza indireceğimizi düşünebilir ve hazır olabiliriz. COVID-19 salgını öncesinde<br />
yapmadığımız şey hazır olmaktı.<br />
Salgına karşı mücadelenin küresel yönetimini üstlenen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) başta olmak üzere bütün ulusüstü ve uluslararası kurumlar salgının ilk günlerinde başarısız oldular ve küresel dayanışma<br />
ve işbirliği yerine ulusal düzeydeki kapanmaları teşvik ettiler. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği en kırılgan ülkelere yardım iletmekte geç kaldı. Ulusal düzeyde hükümetlerin çoğu tedbir almakta zorlandı ve hangi tedbirleri alacakları konusunda diğer ülke deneyimlerine arkalarını dönmeyi tercih ettiler. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve akademik dünya da bilgi üretmekte, politika geliştirmekte ve dayanışmayı teşvik etmekte yavaş kaldı. Ancak yaz aylarının rehaveti geçtikten sonra bütün alanlarda daha bilinçli bir eylem planı olduğu görebilir hale geldi.<br />
COVID-19 salgını diğer bütün salgınlar gibi bir gün yok olacak, kitle bağışıklığı, geliştirilen aşılar ve ilaçlar; kötü anıları ve yaşam tarzımıza vurduğu darbelerin izleri kalsa da virüsü yeryüzünden silecek. Ama pandemi karşılaştığımız son küresel felaket olmayacak. Küresel ısınma kapımızdaki en büyük tehdit olarak duruyor ve bu tehdide karşı da küresel, ulusal ve yerel düzeyde hazırlıklı değiliz. Küresel terörizm şu anda geri planda kalmış olsa da yaşamımızı tehdit etmeye devam ediyor. Yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, göç ve ayrımcılık küresel olarak karşı karşıya kaldığımız tehditler ve bu konularda da hazırlıklı değiliz. Bütün bu felaketlerin her birinin başımıza ne zaman geleceğini bilmiyoruz ama hazırlıklı olmamız gerektiğini bilebilir ve her düzeyde hazırlıklı olabiliriz. Küresel bir çaba ve dayanışma olmadan bu kadar büyük sorunlarla tek başımıza mücadele etmemiz mümkün değil, o nedenle küresel dayanışmayı kurarak ve destekleyerek hazırlanmaya başlayabiliriz.</p>
<p><strong>Sinem Arslan:</strong> Bireysel anlamda, 2020 yılında yasadığımız Covid 19 pandemisi bugüne kadar hayatımızda garanti gördüğümüz, belki de değişmez zannettiğimiz birçok alışkanlığın, bireysel özgürlüklerimizin nasıl bir anda değişebileceğini ve nasıl bir anda elimizden kayıp gidebileceğini gösterdi. Bugüne kadar belki de ne kadar değerli olduğunu pek düşünmediğimiz sağlığımızın, seyahat özgürlüğümüzün, yakınlarımızla yüz yüze konuşabilmenin önemini anladık. Pandemi alışkanlıklarımızı temelden sarsarken aynı zamanda bunların yerine yeni alışkanlıkları koyabileceğimizi ve değişimlere ne kadar çabuk adapte olabileceğimizi de öğretti. Yine kendi özgürlüğümüz için başkalarının sağlığını tehlikeye atmamamız gerektiğini, kişiler ve farklı jenerasyonlar arasında dayanışmanın önemini anladık.<br />
Covid 19 pandemisiyle beraber ekonomik ve siyasal alanlarda da dersler çıkardık. Ekonomik alanda, iş yerlerinin kapanması ve seyahat yasakları en çok düşük gelir grubunu, evden çalışması mümkün olmayan sektörleri ve iş güvencesi olmayan saatlik ve mevsimlik işçileri etkiledi. Gelir grupları arasında hâlihazırda var olan eşitsizliği daha da derinleştirdi. Pandemi bizlere siyasal anlamda, özellikle de popülist ve otoriter liderlerin hızla yükselişe geçtiği bir dönemde, iyi yönetişim, şeffaflık ve hesap verilebilirlik prensiplerinin önemini hatırlattı. Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump ve Brezilya’da Jair Bolsonaro gibi, pandemiyi başta ciddiye almayan liderlerin krize cevap vermek konusunda ne kadar geç kaldıklarına şahit olduk. Türkiye ve Rusya’da olduğu gibi vatandaşlarından pandemiyle ilgili gerçek sayıları gizleyen hükûmetlerin pandeminin yayılmasına sebep olduğuna, bunun da yaşanan can kayıpları açısından ağır sonuçları olduğuna tanık olduk. Kadın liderler tarafından yönetilen Almanya, Danimarka, Tayvan ve Yeni Zelanda’nın pandemiyi kontrol almak konusunda başarılarını gördük, cinsiyet eşitliğinin önemini tartıştık. Bugüne kadar sosyal devlet modelini takip eden Danimarka ve sosyal hizmetler konusunda ciddi kesintilere gitmiş İngiltere gibi devletlerin pandemiyi kontrol altına almak konusunda ne kadar farklı sonuçlar aldıklarını, sosyal hizmetlere yatırım yapmamış devletlerin vatandaşlarına hizmet götürebilmek açısından başarısız olduklarını gördük. Bu anlamda pandemi, özellikle Avrupa’da refah devleti ile ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi.<br />
Uluslararası ilişkiler alanında, pandeminin hızla yayılması bizlere uluslararası ilişkiler disiplininde temel<br />
aktörler olarak ele aldığımız devletlerin ve sınırlarının aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Her ne kadar ilk başta pandemi ile mücadele konusunda her ülke kendi yöntemlerini benimsemiş olsa da gelişmekte olan ülkelerde pandemi kontrol altına alınmadan, gelişmiş ülkelerin tek başlarına bu sorunla mücadele edemeyeceklerini, bu anlamda devletler arası işbirliğinin önemini gösterdi ve varolan işbirliği mekanizmalarının, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası örgütlerin yeterliliğini sorgulattı. Gelişmekte olan ve kırılgan ülkelere Dünya Bankası tarafından yapılan yardımları ve Avrupa Birliğinin Team Europe projesini bu çerçevede değerlendirmek gerekli. Yeni bir yıla başladık. Tüm yeni yıllar gibi bu yıla da insanlar yeni başlangıçlar, yeni umutlar, hedeflerle başlıyor. Geçtiğimiz yıllara göre nasıl farklılaştı yeni yıldan beklentiler?</p>
<p><strong>Emre Erdoğan:</strong> Pandemi yılı henüz devam ediyor, büyük tarihçi Braudel’in bir buçuk asır süren “uzun<br />
yüzyılı” gibi, bizim de 2020’miz uzun sürebilir ve 2021’in tamamını bile kapsayabilir. O yüzden yeni yıla girerken, o yeni yıl ne zaman olursa olsun; pandeminin etkilerinin azalmaya başladığı bir yıl olmasını dileyeceğiz muhtemelen. Salgının etkilerinin silinmesi mümkün değil, kayıplar bu kadar çokken unutamayız. Ama bir kez daha olmamasını dilemek en doğrusu olur. Öte yandan, gelecekten beklentilerimizin hepsinin bu kadar mütevazi mi olacağı, yoksa salgın öncesi günlere dönmeyi arzulayacak kadar açgözlü mü olacağız, bunu zaman gösterecek. İnsanlar içinde bulundukları olumsuz ve olumlu koşullara kolaylıkla alışacak bir zihin yapısına sahip, İktisat bilimine damgasını vuran “Beklenti Kuramı” bize bunu söylüyor. O nedenle yeni yılın geldiği o gün eski günleri aratmayacak bir ekonomik büyüme dönemi, her ülkeyi kapı komşusu yapan insan hareketliliği ya da bir dizi 1968 ya da 1989 beklememiz daha doğru olacak. Onun yerine yürümeyi ya da bisiklete binmeyi öğrenirken düşen çocuğun cesaretiyle bir daha denemek için ayağa kalkmamız en doğrusu olur.</p>
<p><strong>Sinem Arslan:</strong> Covid 19 pandemisi ekonomik, siyasal, toplumsal gelişmeleri değiştirildiği gibi yeni yıldan beklentilerimizi de değiştirdi. Şüphesiz son dönemde hepimizin ortak dileği, pandeminin ikinci dalgası ile beraber tekrar artan sokağa çıkma yasaklarının biteceği, sosyal mesafe kurallarının ortadan kalkacağı, eski günlerimize geri dönebilmek. Bu açıdan, bu sene herkes için yeni yılın en büyük beklentisi korona virüse karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak olan Covid 19 aşı çalışmalarında ve dağıtımında yaşanacak olan gelişmeler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki 2021’den küresel ve toplumsal anlamda neler beklemeliyiz? 2021’de dünya ve ülkemiz sizin gözünüzle nasıl bir yer olacak?</strong></p>
<p><strong>Emre Erdoğan:</strong> 2021 yılının “normale dönüş” yılı olmayacağını hepimizin bilmesi gerekiyor. 2019 geri<br />
dönülemeyecek kadar geride kaldı ve zaten bir nehirde sadece bir kere yıkanılır. 2021 yılı, olumlu ya da olumsuz yanlarıyla yeni bir normale geçiş dönemini oluşturacak ve bu yeni normal her şeyin sorunsuz olduğu bir ütopyadan çok, geçmişin izlerini taşıyan kırılgan bir dönem olacak. Öncelikle pandeminin yarattığı ekonomik yıkımdan kurtulabilmek gerekiyor. 2008 finansal krizinin olumsuz etkilerini hala yaşıyoruz, pandeminin ekonomik yıkımı da daha kısa sürmeyecek muhtemelen. Ekonomik büyüme oranları yükselse de, işsizlik oranları düşse de; bazı işler sonsuza dek kapanmış olacak. Hükümetlerin pandemiyle mücadele edebilmek için çuvalla dağıttıkları paralar önümüzdeki dönemde restorasyona ayrılacak kaynakların sınırlanmasına yol açacak, tabii enflasyonu tetikleyip zaten kırılgan hale gelmiş sabit ücretlilere bir darbe daha vurmazsa. Sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin bu dönemde üzerlerine aldıkları yükün travmasından kurtulması da zamana yayılacak muhtemelen. Hükümetlerin bu restorasyon dönemini daha az zararla atlatabilmeleri ve bu yönde çaba harcamaları, ancak küresel dayanışmayla mümkün, çok eleştirilen Dünya Bankası, IMF ve Dünya Ticaret Örgütü gibi Bretton Woods kurumlarının ve Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi İkinci Dünya Savaşı “artığı” kurumların devreye girmesi ve küresel dayanışmaya zemin oluşturması gerekiyor. Üstelik bu çabayı da etnik milliyetçi, içe kapanmacı ve popülist siyasetçilerin düşmanca söylemlerinin egemen olduğu bir çağda harcamaları gerekiyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıl küresel ve yerel arasındaki gerilimin artacağını söyleyebiliriz, özellikle de Joe Biden’ın ABD başkanı seçilmesinin küresel kutbu güçlendirdiğini varsayarsak.<br />
Öte yandan salgın sonrasında birbirini izleyecek seçimlerde hiçbir liderin koltuğunu güvencede hissetmemesi gerekiyor. Salgın bu kadar yıkım yaratmışken, hangi hükümet kendisi “başarılı” olarak vatandaşlarına satabilir, bilmiyorum. Donald Trump’ı dört yıllık iktidarında yaptığı hatalar değil, pandeminin ekonomik ve toplumsal sonuçları ve bunların ürettiği “öfke” yerinden etti. Bu nedenle, diğer ülkelerde de “neden olmasın” diyebiliriz ve küresel bir liderlik değişim zincirine şahit olabiliriz. Tabii, tam tersi de olabilir ve pandemin ürkekleştirdiği vatandaşlar otoriter liderlerin sopalarına daha sıkı sarılabilirler. Bu yollardan hangisine gireceğimiz, pandemiden nasıl kurtulduğumuz belirleyecek. Daha dayanışması ve diğerkâm bir yolla pandemiyi atlatabilirsek -ki DSÖ’nün yoksul ülkeler aşı tedarik etme çabalarını bu yolun bir işareti sayabiliriz-, daha iyi bir dünyaya uyanma şansımız olur. Aksi takdirde, tıpkı 1918’in 1939’u getirdiği gibi; bir başka felaket senaryosuna uyanabiliriz.</p>
<p><strong>Sinem Arslan:</strong> 2021 yılı için pek iyimser tahminler olmasa da, Covid 19 pandemisinin yarattığı ekonomik ve siyasal krizlerin etkilerinin kısa dönemde azalmayacağını ve tersine yeni krizleri de beraberinde getireceğini beklemek akılcı bir yaklaşım olacaktır. Ekonomik anlamda, sokağa çıkma yasakları, sosyal mesafe kuralları birçok iş kolunun ciddi mali sorunlar yaşamalarına ve kapanmasına sebep oldu. Her ne kadar bu dönemde zarar gören şirketler bir müddet hükûmet destekleri ile ayakta kalabildilerse de zararın büyük olması ve hükûmet desteklerinin yeterli gelmemesiyle, birçoğu isçi çıkarmak ve kapanmak zorunda kaldı. Bu elbette ülkelerin ekonomilerinin daralmasına, giderek artan işsizlik oranlarına sebep oldu. IMF’in hazırladığı The Great Lockdown raporu bize dünya ekonomisinin Korona Virüs pandemisinde %3 küçüldüğünü ve bunun Büyük Burhan’dan beri yaşanan en büyük ekonomik kriz olduğunu vurguluyor. Aynı şekilde, World Bank raporları sene sonunda 40-60 milyon insanın açlık sınırının altında kalacağını öngörüyor, Türkiye’nin de her ne kadar işsizlik oranları TUIK tarafından açıklanan verilere göre sabit gözükse de yine de bu ekonomik krizden etkilendiğini ve bunun etkilerinin kısa sureli olmayacağını öngörmek mümkün. Siyasal alanda, ekonomik krizin, gelir dağılımındaki artan eşitsizliğin, hükûmetlerin krizle mücadelede yetersiz kalmasının ülkeler içinde ortaya çıkacak toplumsal olaylara, halk ayaklanmalarına, protestolara dönüşmesini beklemek ve yönetimlere duyulan bu memnuniyetsizliğin dünyada aşırı sağ ve popülist siyasal oluşumların yükselişine sebebiyet verebileceğini de öngörmek yerinde olacaktır.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-3/">2021’den Politika Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[2021’den Ekonomi Ekseninde Ne Beklemeliyiz?]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-2/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8908</id>
		<updated>2021-02-15T10:26:45Z</updated>
		<published>2021-02-15T09:26:06Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="ALUMNI" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="DOSYA" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="KAPAK" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>Ekonomi ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ege Yazgan ve Florida Uluslararası Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olarak çalışmalarını sürdüren 2000 BİLGİ Ekonomi Üstün Başarı Programı mezunumuz Prof. Dr. Hakan Yılmazkuday ile gerçekleştirdik. Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her anlamda ve her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-2/">2021’den Ekonomi Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-2/"><![CDATA[<p>Ekonomi ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ege Yazgan ve Florida Uluslararası Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olarak çalışmalarını sürdüren 2000 BİLGİ Ekonomi Üstün Başarı Programı mezunumuz Prof. Dr. Hakan Yılmazkuday ile gerçekleştirdik. <span id="more-8908"></span></p>
<p><strong>Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her anlamda ve her alanda felaketler yaşadığımız bir 2020 geçirdik. Siz kendi alanınız açısından 2020’yi nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p><strong>Ege Yazgan:</strong> Benim alanım ekonomi. Belirttiğiniz gibi ekonomik açıdan da çok zor bir yıl oldu. Derin bir şok yaşandı. Ülkeler para ve maliye politikalarını, kapasiteleri ölçüsünde, bu şokun etkisini azaltmak için hızla devreye soktular ve ekonomik krizin yayılması önlenmeye çalıştılar. Şu ana kadar bu açıdan başarılı olunmuşa benziyor. Ancak düşük gelirli kesime yapılan destekler yetersiz kaldı ve zaten bozuk olan, gelir dağılımı daha da bozuldu. Ancak yine de, dünya ekonomisi uzun süreli büyük bir çöküş olasılığını arkada bırakmışa benziyor. Toparlanma için ise önümüzdeki yılın ikinci yarısını<br />
beklemek gerekecek. Diğer yandan toparlanma, bu süreçte daha ağırlaşan, borç, gelir dağılımı bozukluğu, işsizlik gibi sorunları ortadan kaldıracak bir toparlanma olmayacak.</p>
<p><strong>Hakan Yılmazkuday:</strong> Dediğiniz gibi 2020 senesini bir felaketler yılı olarak tanımlamak sanırım yanlış olmaz. Sene başında hiçbirimiz ne olduğunu anlamazken, Mart ayı başında bir anda karşımıza çıkan koronavirüs pandemisi hepimizi derinden etkiledi. Miami’de yaşayan birisi olarak iklim değişikliklerinden de epeyce etkilendiğimizi söyleyebilirim. Örneğin burada birçok mahalleyi son yıllarda durduk yere (medcezir sonucu) su basması yetmiyormuş gibi, her sene üzerimizden geçen sayısız fırtına hayatı oldukça negatif etkiliyor.</p>
<p>Politika konusunda Amerika’da yılın büyük bir kısmı seçimlerle geçti. Bilime ve de bilim insanlarına inancı olmayan politikacıların koronavirüs pandemisiyle mücadelesinin bir yere varamayacağını sanırım tüm dünya ve de Amerikalılar görmüş oldu. Bu da seçim sonuçlarında açık bir biçimde ortaya çıktı. Bütün kötü giden işlerin yanında 2020 yılına biraz da pozitif yönden bakacak olursak, sürekli olarak evde vakit geçirdiğimiz için, üzerinde çalışmakta olduğum araştırmalarıma daha çok vakit ayırdığımı söyleyebilirim. Örneğin trafikte geçen zaman, restoranlara gittiğimizde harcadığımız zaman, ya da sosyal aktivitelerde geçirdiğimiz zaman dikkate alındığında, bunların hepsi bize evde daha çok iş yapılacak zaman olarak bize geri döndü. Tabi ki işin psikolojisini hesaba katınca sürekli evde vakit geçirmek zaman zaman hepimizi zorlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2020’den ne gibi dersler çıkarmalıyız? Olaylara nasıl yaklaşmalıyız?</strong></p>
<p><strong>Ege Yazgan:</strong> 2020 bize insanlık tarihinde sıkça rastlanılan salgınları<br />
geride bırakmadığımızı hatırlattı. Evet insanlık, son büyük salgın hastalıktan bu yana teknolojik açından çok ileri gitti bilimde büyük ilerlemeler kaydedildi ama bir virüs bize hala çok büyük hasarlar verebiliyor. Bilimsel ilerleme bizi eskiye nazaran çok daha donanımlı yaptı ama kırılganlığımız sürüyor. Çok daha iyi bir sağlık sistemine ihtiyacımız olduğu ortada. Daha fazla araştırmaya kaynak ayırmamız ve acil olarak eşitsizlikleri azaltıcı politikalar geliştirmeye yönelmemiz lazım.</p>
<p><strong>Hakan Yılmazkuday:</strong> Felaketler ile geçen 2020 senesini tartışırken dikkat etmemiz gereken şey başımıza gelenlerin neredeyse hepsinin bilim ile bir çözümü var. Fakat gerek halk olarak biz gerek ise politikacılar bu konulara elimizden geleni acaba ne kadar yapıyoruz?<br />
Örneğin, yapılan çalışmalara göre, koronavirüs pandemisinin en kolay çözümlerinden birisi dışarıda sürekli maske takmak. Kendi yaptığım çalışmalara göre (ki başkaları da bu konuda hemfikir), toplumun büyük çoğunluğu (yaklaşık %85) sürekli maske takarsa, koronavirüs neredeyse ortadan kalkıyor. Fakat bu konuda ne insanlar ne de politikacılar gerekeni yapabilmiş değil.<br />
Ekonomiye gelecek olursak, yıllardır süregelen, bilim insanlarının yıllarını vererek bir araya getirdiği iktisat literatürü, bazı politikacılar tarafından dikkate alınmayabiliyor. Tabi ki bu tarz bilim dışı politikaların sonu genelde hüsranla bitiyor. Uzun lafın kısası, bilime ve bilim insanlarına tekrar kulak vereceğimiz bir yaklaşım, hepimizin birçok alanda işine yarayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yeni bir yıla başladık. Tüm yeni yıllar gibi bu yıla da insanlar yeni başlangıçlar, yeni umutlar, hedeflerle başlıyor. Geçtiğimiz yıllara göre nasıl farklılaştı yeni yıldan beklentiler?</strong></p>
<p><strong>Ege Yazgan:</strong> Bu yıl da maalesef zor bir yıla giriyoruz. Aşı konusundaki ilerlemeler ümit verici. Ancak önümüzdeki yılda da salgın devam edecek. Ümidimiz yaz döneminde belli bir rahatlamaya kavuşabilmek.</p>
<p><strong>Hakan Yılmazkuday:</strong> Koronavirüs pandemisi sağolsun, artık beklentimiz ütopik hayallerden çok, ailece sağlıklı olmak, işimizi (eğer hala varsa) kaybetmemek ya da iş bulmak üzerine. Eğer bizi yöneten politikacılar da bilime ve bilim insanlarına kulak verecek olursa, şu anda yaşadığımız birçok problemi ortadan kaldırmak hepimizin elinde. Kısaca her alanda normalleşme sanırım hepimizin ortak beklentisi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki 2021’den küresel ve toplumsal anlamda neler beklemeliyiz? 2021’de dünya ve ülkemiz sizin gözünüzle nasıl bir yer olacak?</strong></p>
<p><strong>Ege Yazgan:</strong> 2021’de insanlığın zorlu bir mücadele vereceğini düşünüyorum. Bu mücadele daha eşitlikçi bir dünyanın filizlerini atmaya yarayabilir. 2021’de almamız gereken dersleri iyi kavrayabilirsek daha özgürlükçü bir dünyaya doğru adım atabiliriz. Aksi istikamete doğru gitmek, yani otoriterleşmeye doğru kaymamız da mümkün. Zamanla hangisini tercih edeceğimizi göreceğiz. Bu 2021’de olur mu derseniz, pek sanmıyorum.</p>
<p><strong>Hakan Yılmazkuday:</strong> Amerika’da gerçekleşen 2020 seçimleri sonrasında Joe Biden’ın başkan seçilmesi<br />
dünyayı normalleşme yoluna daha kolay sokacaktır. Kendisinin bilime ve bilim insanlarına güveneceğini açıklaması bunun güzel bir göstergesi. Koronavirüs aşısının başlamasıyla birlikte 2021 sonuna doğru işlerin biraz daha kendine geleceğini söyleyebiliriz. Fakat unutmamak gerekir ki, aşı bile olsak, maske takmaya ve sosyal mesafemizi korumaya uzun süre devam etmeliyiz. Ülkemize gelecek olursak, yapılması gerekenlerin daha önce de söylediğim gibi bilim çerçevesinde gerçekleşmesi gerekir. Bunun içinde ekonominin kurtuluş yolları bellidir. Ülke politikası olarak kurum ve kuruluşlara, bilim ve bilim insanlarına önem verebilirsek, altından kalkamayacağımız bir problem olacağını<br />
düşünmüyorum.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz-2/">2021’den Ekonomi Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[2021’den Çevre Ekseninde Ne Beklemeliyiz?]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8905</id>
		<updated>2021-02-15T10:27:10Z</updated>
		<published>2021-02-15T09:16:09Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="ALUMNI" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="DOSYA" /><category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="KAPAK" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>Çevre ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Çevre, Enerji Ve Sürdürülebilirlik Uygulama Ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu ve Kadir Has Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi’nde çalışmalarını sürdüren 2003 İktisat ve İşletme-İktisat mezunumuz Yrd. Doç. Dr. Zeynep Deniz Dervişen ile gerçekleştirdik. Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz/">2021’den Çevre Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz/"><![CDATA[<p>Çevre ekseninde nasıl bir 2021 beklediğimize dair röportajımızı BİLGİ Çevre, Enerji Ve Sürdürülebilirlik Uygulama Ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu ve Kadir Has Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi’nde çalışmalarını sürdüren 2003 İktisat ve İşletme-İktisat mezunumuz Yrd. Doç. Dr. Zeynep Deniz Dervişen ile gerçekleştirdik.<span id="more-8905"></span></p>
<p><strong>Sağlıktan ekonomiye, politikadan iklim değişikliğine ve beraberinde getirdiği doğal afetlere her anlamda ve her alanda felaketler yaşadığımız bir 2020 geçirdik. Siz kendi alanınız açısından 2020’yi nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p><strong>Ayşe Uyduranoğlu:</strong> Ben, iklim değişikliği dahil çeşitli çevre sorunlarını ve bu sorunlara karşı geliştirilebilecek iktisat politikaları çalışan bir akademisyenim. Yıllardır iklim değişikliği ve buna bağlı riskleri çalışan, araştıran, ilgili politikaların uygulanabilirliğini inceleyen bir akademisyen olarak, 2020 yılında çevre ve sağlığa ilişkin bir krizi tecrübe ediyorum. Hiçbirimizin öngörmediği, birdenbire ortaya çıkan ve çıktığı zaman da bütün dünyayı etkileyeceğini tahmin etmediğimiz bir salgın ve beraberinde onun getirdiği bir kriz ile karşı karşıya kaldık. Bazı sorunların daha öncelikli olabileceğini gördük. Bu kriz, insanın doğa ile olan ilişkisini yeniden tanımlamasına ve gözden geçirmesine vesile olmalı. 2020 yılı, insanlık tarihi boyunca konuşulacaktır. Bazı alanlarda, özellikle teknoloji alanında yaşadığımız onca ilerlemeye rağmen, ne kadar kırılgan olduğumuz gördük. Herhangi bir çevre felaketinde ne kadar kırılgan olduğumuzu çok etkili bir şekilde anlatan, çok sevdiğim bir roman vardır. Fırsat buldukça bahsettiğim, herkesin okumasını istediğim romanın İngilizce adı “The Road”. Cormac McCarthy tarafından yazılan Pulitzer ödüllü roman, dikkatli olmamamız halinde binlerce yıldır katettiğimiz yolun, gelişmenin kağıttan bir kule olabileceği çok etkileyici bir şekilde anlatır. En temel ihtiyaçlarımızın neler olduğunu anımsatır. İhtiyaçlar hiyerarşisini hatırlarsak, en önce besin ve barınak gelir. Binlerce yıllık emeğin, çabanın bu kadar temele inebilmesi insanın doğa karşısında ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.<br />
2020 çok kolay özetlenecek bir yıl değil aslında. Edebiyat ile çok ilgili biri olarak günlük tutma fikri bana hayatım boyunca hiç cazip gelmemişti. Ama 2020 yılı günlük tutmak için mükemmel bir yıldı. Gün be gün doğada neler olduğunu kayıt altına almak için eşsiz bir fırsattı diyebilirim. Gelecek nesillere de böyle yazılı hatıralar bırakmak iyi fikir olabilirdi. Tabii ki yazılı basında var bunlar. Tabii ki bütün bu yaşananlar internet aracılığı ile gelecek nesillere aktarılacak. Ama söylemeye çalıştığım şey, daha hayatın özüne dokunarak günlük tutmaktı. Aslında “Bifo” Berardi, yaşadığı şehir Bologna’daki değişimi gözlemleyerek bu sürece dair günlük tutmuş. Benim de bir arkadaşım sayesinde haberim oldu. Berardi, bu salgın ile çevre arasındaki ilişkiyi çok güzel anlatmış ve biraz yavaşlamamız gerektiğini de belirtmiş.<br />
Çevre ile ilgili beni etkileyen bazı gelişmelerden kısaca bahsedecek olursam, aklıma ilk gelenler şunlar:<br />
İnsanların biraz köşeye çekilmek zorunda kalması ile, diğer canlıların daha cesaretli bir şekilde ortaya çıkması beni çok etkiledi. Dünyanın bir çok yerinde kuş sesleri, yaban hayvanlarının sesleri kayıt altına alındı. Hareket alanları genişleyince çoşkulu bir şekilde ortaya çıktılar. Sadece hayvanlardan bahsetmiyorum. Bitkiler için de aynı şeyi söyleyebilirim. Yaklaşık üç ay süren tam kapanma esnasında <strong>santral</strong>istanbul Kampüsü’nde otların diz boyu kadar büyümesi büyüleyici idi. Ben görmedim, ama bana çekilen fotoğrafları gönderdiler. Evin önündeki kaldırımlardaki taşlar arasından otlar fışkırdı. Doğada olan başka canlıların yaşamlarına müdahale edemediğimiz bir kaç ay yaşadık. Yaşam alanlarımızı, insanlığı sürekli ön planda tutarak genişletmemiz krizlerden bazılarının temel nedeni. Yine zorunlu olarak köşelerimize çekilmemiz, hareketsizleşmemiz, trafikte olmamamız hava kalitesinde geçici de olsa bir iyileşme sağladı. Geçici diyorum, çünkü bizler yeniden hareketlenince özellikle taşıtların neden olduğu hava kirliliği tekrar arttı. Hijyen önlemleri nedeni ile, plastik ambalaj kullanımı ve plastik atıklarda bir artış oldu. 2019 yılı plastik atıklar ile mücadelenin ön plana çıktığı bir yıl iken, 2020 yılı salgından dolayı plastik atıkların miktarında artışın yaşandığı bir yıl oldu. Hatırlarsanız, 2019 yılında düzenlenen 16. İstanbul Bienali, plastik atıkların oluşturduğu “Yedinci Kıta” başlığı ile insanların neden olduğu atıklara dikkat çekmeye<br />
çalıştı. 2019’u takip eden 2020 yılında ise, salgın nedeni ile plastik atıklar daha da arttı. Garip bir tesadüf!</p>
<p><strong>Zeynep Deniz Dervişen:</strong> Sizin de belirttiğiniz üzere 2020 oldukça zor ve öngörülemeyen birçok olayın yaşandığı bir yıl oldu. Bir ekonomist olarak değerlendirdiğimde piyasaların bir türlü stabil durama gelemediği, özellikle yılın 2. çeyreğinde krizin net bir şekilde hissedildiği bir yıl oldu. 2020’yi gayrimenkul sektörü açısından değerlendirecek olursak, 2020’nin üçüncü çeyreğinde, 2019’a kıyasla konut satışlarında yaklaşık %49’luk bir artış oldu. Bunda özellikle kamu bankaları tarafından sağlanan düşük faiz ve yılın 3. çeyreğine kadar süren COVID-19 kısıtları nedeniyle ertelenen talebin etkisi olduğunu görebiliyoruz. Buna ek olarak, aynı dönemde, düşük faiz uygulamaları konut fiyatlarında yükselişe sebep oldu. Eylül ayı itibariyle faiz oranlarındaki kayda değer yükseliş ile beraber sektördeki gerileme başladı. Daha geniş perspektif ile baktığımız zaman ise Türk Lirasındaki değer kaybı, imalat sektöründeki ciddi daralma, sadece finans ve sigorta sektörüne bağlı olarak gerçekleşen büyüme 2020 yılında iktisadi anlamda en çok dikkat çeken olaylar oldu. Bunların yanı sıra, dünya geneline baktığımızda, 2020 yılında otomotiv sektöründe ciddi bir daralma yaşanmasına rağmen özellikle elektrikli araç üretimi için çok önemli bir yere sahip olan pil konusunda yapılan yatırımlara hız kesilmeden devam edilmesi, 2020 yılı içerisinde çevre ve ekonomi alanında gerçekleşen en olumlu olaylardan biri olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2020’den ne gibi dersler çıkarmalıyız? Olaylara nasıl yaklaşmalıyız?</strong></p>
<p><strong>Ayşe Uyduranoğlu:</strong> Çıkarılabilecek çok fazla ders var. Biraz önce de bahsettiğim gibi doğa karşısında ne kadar kırılgan olduğumuzu gördük. Bu çok önemli. Aslında bu kırılganlığı daha önce, farklı doğal felaketler ile de tecrübe ettik. Örneğin; depremler, seller, kuraklık, orman yangınları gibi doğal felaketleri dönem dönem yaşıyoruz.<br />
Ama insanlık tarihi boyunca bütün dünyayı bu kadar derinden etkileyen bir olay var mı, bilemiyorum. Nerede ise, bütün dünyada hareketliliğin durduğu bir dönemden bahsediyoruz. Düşünün, üç ay sınırlar kapalı kaldı. Tabii yolcu taşımacılığından bahsediyorum. Bu kadar küreselleşen bir dünyada aslında yerel olabilmenin de ne kadar önemli olduğunu gördük. Özellikle tarımın önemini, gücünü yeniden farketmiş olmamız gerekir. Çünkü insanlık için en önemli şey, besin kaynaklarına erişimdir. Diğer her şey, ondan sonra gelir. Eğer bir ülke, besin kaynakları açısından başka ülkelere bağımlı ise, orada sorun var demektir. Bu yetersizlik, göçlerin nedenlerinden biridir. Nerelere yatırım yapmamız, neler üretmemiz, vatandaş olarak vatandaşlık bilinci ile hak temelli politikaların geliştirilmesinde daha fazla ses çıkarmamız gerektiğini gördük. Bu söylediklerim sadece Türkiye için değil, bütün dünya için geçerli. Ekonomide gücü yeniden tanımlamalıyız. Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın parasal değerinden çok, kaynaklarımız ile neler üretiyoruz ve kriz anlarında kendimize yetebiliyor muyuz, krizlere geliştirdiğimiz politikalar ile karşılık verme gücümüz var mı, en az zarar ile atlatabiliyor muyuz? Bunları dikkate alabilen ülkeler güçlü olacak. Krizlere karşı hazırlıklı olan ülkeler güçlü olacak.<br />
Bu kötü tecrübenin iyi tarafı şunlar olabilir: Krizlere karşı algımızın değişmesini, krizlere karşı alınabilecek önlemlere yatırım yapılmasını, krizlerin daha az zararla atlatılmasını hedefleyen planların yapılmasını sağlayabilir. Artık her ülke özellikle kalkınma planlarını hazırlarken çok detaylı mikro düzeyden makro düzeye hareket etmeli, sektör sektör kırılganlıkları ve olası krizleri göz önüne alarak gerçekçi hedefler belirlemelidir. Çünkü bu krizden sonra kapımızda başka krizler var. İklim krizi ve ekosistemde olası bir çöküş bu krizlerin en önemlileri. Özellikle ekosistemdeki çöküş, insanlığın sonunu getirebilir. Besin kaynaklarımızdaki süreklilik, ekosistemin sağlığına bağlı. Ekosistemdeki bozulma, besin kaynaklarımızı ve sağlığımızı etkileyerek insan türünü ortadan kaldırabilir.</p>
<p><strong>Zeynep Deniz Dervişen:</strong> Elbette 2020’de yaşadıklarımızla hepimiz, hayatımızdaki en önemli şeyin sağlık olduğunu bir kere daha gördük. Öncelikle çıkarılması gereken en önemli ders sağlık sektörüne ve sağlık çalışanlarımıza yapılması gereken yatırımın geçici değil sürekli olması düşüncesindeyim. Ben bu süreçte kayıt dışı istihdamın (2020 için % 31,3) hastalığın seyrini etkilediğini düşünüyorum,<br />
basit bir dille ifade etmek gerekirse insanlar hayatlarına devam edebilmek için her koşulda, ayakta<br />
durabildikleri sürece çalışabilmeyi öncelikleri haline getirdi, bu da pandemi tedbirlerinin gerektiği kadar önemsenemediğini ortaya koydu. Dolayısıyla sağlam bir iktisadi yapının pandemi ile mücadele için<br />
ne kadar önemli olduğunu bir kez daha altını çizmekte fayda olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yeni bir yıla başladık. Tüm yeni yıllar gibi bu yıla da insanlar yeni başlangıçlar, yeni umutlar, hedeflerle başlıyor. Geçtiğimiz yıllara göre nasıl farklılaştı yeni yıldan beklentiler?</strong></p>
<p><strong>Ayşe Uyduranoğlu:</strong> Krizler ve özellikle ekolojik krizler hakkında farkındalığımızın artmış olması gerekir. Çünkü bizi çok derinden etkileyen bir şey yaşadık. Beni, bu dönemde en çok etkileyen birkaç şey var. Bunlardan biri, İtalya’da bu hastalıktan dolayı günlerce çok fazla sayıda yaşlı insanları hayatını kaybetmesi ve cenazelerin askeri araçların oluşturduğu konvoylar ile hastanelerden alınması idi. Savaş yok, herhangi bir doğal afet olmamış, terör saldırısı yok, ama binlerce insan aynı günde hayatını kaybediyor. Bütün bu yaşananlar, bir adım geri atmamızı ve ne kadar sürdürülebilir hayatlar yaşadığımızı sorgulamamıza yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. WWF tarafından yayımlanan “Ekolojik Ayak İzi Raporu”, üretim ve tüketim faaliyetleri<br />
ile çevre arasındaki ilişkiye iki farklı açıdan bakar. İlki doğadan ne kadar kaynak aldığımız, ikincisi doğaya ne kadar atık bıraktığımız ile ilgilidir. Birçok ülke, doğaya karşı borçlu. Bunun anlamı, doğadan almamız gerekenden daha fazla kaynak alıp, doğaya salabileceğimiz miktardan daha fazla atık saldığımızdır. Bu şekilde ilerleyemeyeceğimizi görmüş olmamız benim en büyük umudum. Ekolojik vatandaş olmak, gelecek kuşaklara ve doğadaki diğer canlılara karşı yerine getirmemiz gereken bir sorumluluktur. Bunun farkına daha fazla varacağımız ve bunun geliştirilmesi için uğraşacağımız yıllar başlayacaktır.</p>
<p><strong>Zeynep Deniz Dervişen:</strong> 2020 yılında bir çoğumuz çevresinde yakınlarını, dostlarını kaybetti, sevgili Prof. Dr. Selime Sezgin Hocamız da maalesef bu yıl aramızdan ayrıldı, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Böylesi olağanüstü bir yıl sonunda beklentiler de eski yıllara göre çok farklılaştı. Çoğumuzun en büyük umudunun aşının tüm süreçlerinin tamamlanıp uygulanabilir hale gelmesi ve pandemi sürecini atlatmak, eski, “normal” hayatımıza geri dönebilmek olduğunu düşünüyorum. Olağanüstü beklentilerden söz etmek günümüz koşullarında çok rasyonel olmayacaktır. Aşı sürecinin tamamlanmasının ayrıca piyasalar üzerindeki olumlu etkisi de Türkiye’nin içinde bulduğu ekonomik koşullar açısından önemli bir gelişme olacaktır. Bir başka deyişle, 2020 yılında yaşadıklarımız, yeni yıldan beklentilerimizi eski hayatımıza geri dönmek olarak sınırladı sanırım. Elbette refah içinde, özgür ve üretken olarak yaşayabilmek bizler için bu sene her zamankinden daha önemli oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki 2021’den küresel ve toplumsal anlamda neler beklemeliyiz? 2021’de dünya ve ülkemiz sizin gözünüzle nasıl bir yer olacak?</strong></p>
<p><strong>Ayşe Uyduranoğlu:</strong> Her şeyden önce krizler ile baş edebilmek için toplumsal bir uzlaşıya hem ülkemizde hem de küresel ölçekte ihtiyacımız var. Kutuplaşmaların azalması ve insanları ortak bir zeminde buluşarak sorunları birlikte çözebilmeleri gerekir. Bunun için daha aktif bir vatandaşlığın olması gerekiyor. Bakın gençler ve çocuklar arasında bir hareketlenme başladı. Daha iyi koşullara sahip olan bir dünyada yaşamak istiyorlar, geleceklerine sahip çıkıyorlar, iklim değişikliğinin durdurulmasını istiyorlar. Bir diğer çok yeni gelişme ise, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un biyoçeşitlilik, çevre ve iklim değişikliği ile mücadeleyi Anayasa maddeleri arasına almak için referanduma gitmek istemesidir. Çünkü çevre bilinci gelişmiş gençler uzun yıllar oy verecekler, çocuklar birkaç yıl içinde oy vermeye başlayacaklar. Politika, onların arzu ettiği yaşam koşullarını gerçekleştirebilmek için yeniden şekillenecektir. Bütün bu gelişmeleri, 2021 ile sınırlamak imkansız ama 2021 yılı böyle bir değişimin başlangıcı olabilir. Özellikle çevre kaygıları yüksek ülkelerde yeşil politikalara önem veren partiler, toplumdan daha fazla destek almaya başladı. Politikacıların seçim manifestolarında yeşil politikalar daha çok yer almaya başlayacak. Bu değişim kaçınılmaz.</p>
<p><strong>Zeynep Deniz Dervişen:</strong> Maalesef çok pozitif bir tablo çizemeyeceğim. Birleşmiş Milletler Ticaret ve<br />
Kalkınma Konferansı Kasım ayında yayınladığı raporunda dünya ekonomisinin yüzde 4,1 daralacağını tahmin etmiştir. 2021’de pandeminin etkilerini yaşamaya devam edeceğimizi tahmin ediyorum. Diğer yandan, pandemi süreci aynı zamanda hayatımıza birçok yenilik getirdi. Bir çoğumuz bu süreçte evden çalışmaya devam ediyoruz. Öncelikle, verimlilik açısından fiziksel lokasyonun aslında belirleyici olmadığını pek çok sektörde gördük. Artık Van’da yaşayıp, İngiltere’de bulunan firma için çalışıp pound kazanan çalışanları duyuyoruz. Ben iki çocuk annesi olarak bu süreçte çok zorlanmaktayım ancak birçok akademisyen arkadaşımın çok daha verimli çalışabildiğini gözlemledim. Bir eğitimci olarak, çevrimiçi eğitime geçiş ile birlikte rekabetin daha da arttığını ve bundan sonra eğitim sektöründe, uluslararası standartlarda eğitim veren, çağdaş, modern üniversitelerin ayrışacağını düşünüyorum. Küresel anlamda, rekabetin daha da arttığı, mesafelerin tamamen ortadan kalktığı, bilimin ön plana çıkacağı bir dünya bekliyorum.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/alumnihaber/2021den-ne-beklemeliyiz/">2021’den Çevre Ekseninde Ne Beklemeliyiz?</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[&#8220;2020 imtihan içinde imtihanlar da getirdi&#8221;]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/2020-imtihan-icinde-imtihanlar-da-getirdi/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8901</id>
		<updated>2021-02-09T10:33:31Z</updated>
		<published>2021-02-09T10:33:31Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="HOCALAR" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>2021, geride bıraktığımız yılın izlerini silmeye çalışacağımız bir yıl olacak. Afetler yılı olarak nitelendirilen 2020’nin insanlar üzerinde nasıl etkiler bıraktığını, yaşanan travmalardan nasıl kurtulabileceğimizi BİLGİ Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı Direktörü Prof. Dr. A. Tamer Aker ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide konuştuk. 2020 tüm dünya için bir imtihan, beden ve ruh sağlığımız [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/2020-imtihan-icinde-imtihanlar-da-getirdi/">“2020 imtihan içinde imtihanlar da getirdi”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/2020-imtihan-icinde-imtihanlar-da-getirdi/"><![CDATA[<p>2021, geride bıraktığımız yılın izlerini silmeye çalışacağımız bir yıl olacak. Afetler yılı olarak nitelendirilen 2020’nin insanlar üzerinde nasıl etkiler bıraktığını, yaşanan travmalardan nasıl kurtulabileceğimizi BİLGİ Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı Direktörü Prof. Dr. A. Tamer Aker ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide konuştuk.<span id="more-8901"></span></p>
<p><strong>2020 tüm dünya için bir imtihan, beden ve ruh sağlığımız üzerinden geçen bir yıl oldu. Virüs, afetler, krizler üst üste geldi. Tamer Hocam, 2020’yi bir de sizin gözünüzden dinlesek? Nasıl bir 2020 geçirdik?</strong></p>
<p>Rumi ; “Zor diyorsun, zor olacak ki imtihan olsun” der. 2020 çok zordu… Rumi ekler; “İmtihan içinde imtihan vardır, derlen toplan da, ufak bir imtihanda satma kendini!” 2020 imtihan içinde imtihanlar da getirdi. Depremle başladı, depremle bitti neredeyse… Elazığ’a destek olurken, sınırdaki mültecilerin dertlerine ortak olamadık. Olamamakla kalmadık, adeta İstanbul’a çekilmek zorunda kaldık. Bir virüs tarafından, kopkoyu bir sis gibi kuşatıldık. Sağlık ve ruh sağlığı alanında direnmeye çalışırken, sis her bulduğu aralıktan hayatlarımıza girmeye başladı. Adeta onsuz konuşamaz olduk, aldığımız nefeste bile maske vesilesi ile onu koklar olduk. İmtihan içinde imtihanlarla karşılaştık. Nerede nasıl duracağımızı belirlemeye çalıştık. Eşitsizlikleri, adaletsizlikleri daha net gördük. Doğru yerde; bilimde, eşitlikte, dayanışmada, doğaya hürmette saf tutmaya çalıştık diyebilirim. Sonuçta; 2020’nin yolu açık olsun, kal diye ısrar edecek durumda değiliz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ruh sağlığımız da ciddi yaralar aldı bu yıl. Her yaş grubu farklı boyutta travmalar yaşadı. Korku, kaygı ve endişelerimizde de ciddi değişimler oldu? Bu yıl bize neler öğretti?</strong></p>
<p>Acizliğimizle tekrar yüzleştik. Dünyalar hakimiyiz derken, bir kalıp sabuna muhtaç olduk. Derin bir anlam boşluğuna düştük. Belirsiz, bilinmez bir sürece girdik. Bu durum bir tekinsizlik, güvensizlik ortamı yarattı. Korku, kaygı, öfke, tahammülsüzlük, çökkünlük, keyifsizlik, uyku ve dikkat sorunları ortaya çıktı. Yaş alanlar kendilerini ayrılmış ve yalnız hissettiler. Kimileri tam bir inkâr, kimileri de komplo kurguları ile meşgul oldu. Kimileri başkaları için ne yapabilirim diye dert edinirken, kimileri başkalarından ne kadar uzak durabilirim diye endişelendi. Dünya’yı ve Feza’yı kontrol edelim derken kantarın topuzunu çok kaçırdığımızı öğretti. Afrikalı bir pangolin ne olduğunu anlayamadan önce bir yarasa, sonra da insanla temas etti. Yoksul ve yoksun daha da yoksul ve yoksunlaştı. Büyük sağlık sistemleri çökerken, sağlıkçılar yine her zamanki gibi direnmeye devam etti. Hayat sıkıştırılmış bir dosya halinde pek çok konuyu önümüze koydu. Meslekler, eğitim sistemleri tartışılır oldu. Toplumsal cinsiyet tezahürleri bambaşka bir hal aldı. Çalışan kadın da, çalışmayan kadın da çok pişman oldu. Çocuk ve gençlerin nevri döndü. Sus pus duran bilim ve aşı karşıtları tekrar ortaya çıktı. Tereddüttekiler arttı.<br />
Ve daha niceleri… Yani imtihan içinde imtihan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2020’yi arkamızda bırakırken yeni bir yıl ile birlikte yeni umutlar da yeşertmeye çalışıyoruz. Yeni yıldan hep yeni umutlar bekleriz. Bu yıl yeni yıldan beklentiler geçmiş yıllara nazaran nasıl farklılaşacak sizce?</strong></p>
<p>Her yeni yılın sıfırlanma olacağına inanan bir dünya kültüründe yaşıyoruz. Bu yıl da bu inanç biraz karla karışık ortaya çıkacak gibi. Güçlü bir umut, güçlü bir kaygı ile gelecek… Büyüsel ve gerçekçi beklentilerimiz olacak. Büyüsel olanlara alışığız ama bu kez gerçekçi olanları yerli yerine koyabilsek; önce Dünya’ya sonra da insana gereken değeri verebilsek… Keşke.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir söyleşinizde küresel afetlerin insanları değiştirici/dönüştürücü etkisi olduğundan bahsetmiştiniz. 2020 bireysel olarak psikososyal anlamda nasıl bir dönüşüme/değişime yol açtı? Bu değişim 2021’de bizi ruhsal olarak nasıl etkileyecek sizce?</strong></p>
<p>Psikososyal çalışmalarda çevrimiçi olmak bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı. Psikoterapide ise mahrem kayboldu, evlerin içi terapi odalarına döndü. Bu iki değişiklik ve ilişkili pekçok değişikliği artık hayatımızda daha sıklıkla göreceğiz. Sağlık bir bütündür, ruh sağlığı da bu bütünün içindedir. 1999 Marmara Depremleri o yıllarda topluma ruh sağlığının önemini anlatan çok acı bir deneyimdi. Sanırım pandemi de yararttığı panfobi ile Türkiye için öyle olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki, 2020’nin psikolojik etkilerinden sıyrılmak için neler yapabiliriz? Yeni yılın ilk ayları ile birlikte uygulamaya başlamayabileceğimiz tavsiyeleriniz olur mu?</strong></p>
<p>Birbirimizi hayal etmek, hayallerde sarılmak…sesimizi duymak. Bir şekilde temas etmek. El vermek, destek olmak. Oynamak, koşmak, dans etmek, resim yapmak, izlemek, okumak yani kadim doğa ve kültürümüzden ne getirdiysek onları yapmaya çalışmak. Ama ille de bir olmak. Bir hissetmek. Son vaka da bitinceye kadar…</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/2020-imtihan-icinde-imtihanlar-da-getirdi/">“2020 imtihan içinde imtihanlar da getirdi”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[&#8220;BİLGİ ülkemizde çok farklı ve kendine has özelliklere sahip bir üniversite&#8221;]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/bilgi-ulkemizde-cok-farkli-ve-kendine-has-ozelliklere-sahip-bir-universitedir/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8896</id>
		<updated>2021-02-09T10:34:10Z</updated>
		<published>2021-02-09T10:22:04Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="HOCALAR" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>Büyük ve güçlü bir geleneği, kendine özgü karakteri ile harmanlayan çok yönlü ve çok kültürlü bir üniversite olarak BİLGİ, yeni dönemde yine pek çok yeniliğe imza atmaya hazırlanıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Vekil Rektör Prof. Dr. M. N. Alpaslan Parlakçı ile yeni dönem projelerini ve BİLGİ’yi konuştuk. Alpaslan Hocam, öncelikle yeni dönem rektörlüğünüz için tebrik ederiz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/bilgi-ulkemizde-cok-farkli-ve-kendine-has-ozelliklere-sahip-bir-universitedir/">“BİLGİ ülkemizde çok farklı ve kendine has özelliklere sahip bir üniversite”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/bilgi-ulkemizde-cok-farkli-ve-kendine-has-ozelliklere-sahip-bir-universitedir/"><![CDATA[<p><em>Büyük ve güçlü bir geleneği, kendine özgü karakteri ile harmanlayan çok yönlü ve çok kültürlü bir üniversite olarak BİLGİ, yeni dönemde yine pek çok yeniliğe imza atmaya hazırlanıyor.</em></p>
<p><em>İstanbul Bilgi Üniversitesi Vekil Rektör Prof. Dr. M. N. Alpaslan Parlakçı ile yeni dönem projelerini ve BİLGİ’yi konuştuk.</em></p>
<p><span id="more-8896"></span></p>
<p><strong>Alpaslan Hocam, öncelikle yeni dönem rektörlüğünüz için tebrik ederiz. 22 yıldır BİLGİ Mühendislik Fakültesi akademisyenisiniz değil mi? Mühendislik Fakültesi mezunlarımız sizi tanıyorlardır. Ancak sizinle henüz tanışmamış olan mezunlarımıza sizi biraz daha yakından tanıtalım istiyoruz. Bize kendinizden, akademik kariyerinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>1996 yılında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra aynı bölümde yüksek lisans öğrenimime ve araştırma görevlisi olarak göreve başladım. Yüksek lisans çalışmamı tamamlayarak yine aynı bölümde doktoraya başladığım 1998 yılının Ekim ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nin o zamanki ismiyle Matematik ve Bilgisayar Sistemleri isimli programında Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladım. Bölümün görece yeni kurulmuş olması ve öğretim görevlisi ihtiyacı nedeniyle 1999 yılında aynı bölümde öğretim görevlisi ve program koordinatörü olarak atandım. Doktoramı tamamladığım 2003 yılı son baharında aynı bölüme Yrd. Doç. Dr., Üniversitelerarası Kurul tarafından 2008 yılında verilen Üniversite Doçenti ünvanıyla aynı fakültenin o zamanki ismiyle Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nde Doç. Dr. olarak öğretim ve araştırma faaliyetlerime devam ettim. Üniversitemizin Mühendislik Fakültesi kurma çalışmalarına 2009 yılında destek vermek suretiyle, 2010 yılında ilk öğrencilerini almaya başlayan Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’ne geçiş yaptım. 2010-2013 yılları arasında Bilgisayar Bilimleri Bölüm Başkanlığı, 2015-2018 yılları arasında Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Bölüm Başkan Yardımcılığı görevlerini yerine getirdim. 2018 yılından itibaren de Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Bölüm Başkanı olarak idari faaliyetlerde bulunmaktayım. 2019 yılı Eylül ayı itibariyle Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’ne Dekan olarak atandım. Üniversitemiz Mütevelli Heyet’in tensipleriyle de 1 Aralık 2020 tarihi itibariyle Vekil Rektör olarak göreve başlamış bulunmaktayım. Neredeyse kuruluşundan beri 22 yılı aşkın bir süredir BİLGİ ailemizin bir mensubu olarak çalışmaktan büyük bir onur ve mutluluk duymaktayım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BİLGİ ile uzun bir yol arkadaşlığınız var ancak yeni göreve gelmiş bir rektör olarak BİLGİ’yi sizin gözünüzden dinlemek isteriz.</strong></p>
<p>BİLGİ ülkemizde çok farklı ve kendine has özelliklere sahip bir üniversitedir. Toplumsal sorunlara duyarlılığı, akademik özgürlüklere saygıyı, kimlikleri kapsayıcılığı önemsemektedir. Sosyal bilimler alanında kurulduğundan bu yana bir marka olan BİLGİ, mühendislik, sağlık bilimleri, hukuk ve mimarlık alanlarında da uluslararası düzeyde bir eğitim kalitesine sahiptir. Üniversitemiz öğrencilerine yenilikçi bir eğitim perspektifiyle yaklaşan, onları sadece mesleklerine hazırlamaktan öte, toplumu ileriye taşıyıcı değerler ve ilkelerle donatan bir anlayışa sahiptir. Bundan dolayı 45.000’e yakın mezunumuzu, 20.000’i aşkın öğrencimizi ve yaklaşık 1.500 akademik kadromuzu çatısında toplayan BİLGİ ailesinin bir parçası olmaktan daima gurur duyduğumu ifade etmek isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Akademisyenliğiniz ve sonrasında dekanlığınız döneminde güzel projeler gerçekleştirdiniz. Rektörlüğünüz süresince BİLGİ adına gerçekleştirmeyi planladığınız hedefleriniz neler?</strong></p>
<p>Üniversitemizin yeni dönemde pek çok heyecan verici projesi bulunmaktadır. Özelikle bilimsel araştırmaları iş dünyasıyla buluşturacak teknolojik yatırımların arifesinde bulunmaktayız. Üniversitemiz Teknoloji Geliştirme Merkezi (TEKMER) kurma sürecinin son aşamalarına gelmiştir. Bu sayede teknolojiyi kullanıp ürün geliştirme, varolan ürünü kalite yönünden yenileme yolunda önemli adımlar atacağız, inovasyona yönelik girişimciliği özendireceğiz ve üniversitemiz ile sanayi işbirliğini güçlendireceğiz.</p>
<p>Üniversitemizin yenilikçiliğe ve girişimciliğe vurgu yapan yüksek öğrenim sıralamalarında ve uluslararası endekslere hızla yükselmesi bizlerin ne kadar doğru bir yolda olduğumuzun bir kanıtı.</p>
<p>2021 yılı ile ivme kazanacak olan ve bize en fazla heyecan veren gelişmelerden biri de BİLGİ’nin dünyanın en prestijli üniversiteleri arasında yüzde 1’lik dilimde yer alan Arizona State Üniversitesi (ASU) ile çok geniş kapsamlı bir stratejik akademik ortaklığı hayata geçiriyor olması. ASU’nun araştırma, yenilikçilik ve yaratıcı eğitim alanlarındaki başarılarına ek olarak BİLGİ’nin kuruluş değerleriyle birebir örtüşen topluma hizmet, sosyal sorumluluk ve kapsayıcılık ilkeleri iki kurum arasındaki yakınlaşma ve stratejik işbirliğinde belirleyici oldu. Bunun öğrencilerimize ve akademik kadromuza getireceği pek çok fırsatı en kısa zamanda daha ayrıntılı olarak paylaşacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dünya genelinde eğitim modellerinde ciddi değişimler söz konusu. BİLGİ yeni trendleri takip etmek için nasıl bir yol izleyecek?</strong></p>
<p>Yaşamakta olduğumuz Endüstri 4.0 devriminin sadece bir kuşak içinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bugün üniversiteye adım atan öğrenciler, mezun olduklarında tam anlamıyla dijitalleşmiş, yapay zeka ve robotik gibi teknolojilerin hakim olduğu bir iş dünyasına adımlarını atacaklar. Birtakım yeni meslekler ortaya çıkacak. Bu süreç bir uyumlanma sürecinin ötesinde, bir üretim süreci olacak. Gençler bu yeni meslekleri ve uzmanlıkları aslında kendileri tanımlayacak. Ancak hoşgörü, adalet, sorumluluk, dürüstlük ve demokrasiye inanç gibi temel değerler ve sorgulama, analitik düşünme, çözüm odaklı yaklaşım gibi yetiler eğitimin vazgeçilmezi olarak kalacak. BİLGİ bu bağlamda “Non scholae, sed vitae discimus” (Okul için değil yaşam için öğrenmeliyiz) ilkesini eğitim felsefesinin odağına yerleştirmiş bir kurumdur. Öğrenciler not almak ve sınıf geçmenin değil yaşam için öğrenmenin önemini BİLGİ’ye adım attıkları ilk günden itibaren benimserler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki, BİLGİ’yi tercih etmeyi düşünen adaylar için neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Üniversiteleri nitelik olarak birbirlerinden ayıran temel özellik öğretim kadrolarıdır. Adaylar, ilk adım olarak ilgilendikleri alanda çalışan hocaları araştırıp, mümkünse tanıtım günlerimizde onlarla buluşup tanışsınlar. Harika bir kampüs ortamında, uluslararası düzeyde bir eğitimle yaşama atılmak ve seçkin bir kurumun parçası olmak istiyorlarsa adayların mutlaka BİLGİ ailesine katılmalarını öneririm.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uzun süredir BİLGİ’desiniz, birçok Mühendis mezun ettiniz. BİLGİ mezunlarına ve bu yıl mezun olacak öğrencilerimize neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>BİLGİ mezunlarına ve bu yıl mezun olacak öğrencilerimize öncelikle okulumuzun Türkiye yükseköğretim hayatında etkili bir konuma sahip olduğu, güçlü gelenekleri ve kurum kültürü barındırdığı, kurumsallaşmaya, kalite çalışmalarına ve dünyayla entegre olmak için uluslararasılaşma faaliyetlerine önem veren ve herşeyden önemlisi insanı merkeze alan bir anlayışla topluma hizmet etmeye devam eden ayrıcalıklı bir kurum olduğunu bilmelerini isterim. Mezunlarımızın bulundukları her platformda bu değerlerle kıvanç duymaları ve mezun oldukları okulu bizler adına anlatmaya devam etmelerini dilerim. Öğrenmeyi sadece okulda bulundukları dönemle sınırlı tutmadan hayatlarının her aşamasında heyecanla ve istekle sürdürmelerinin önemini vurgulamak isterim. Son olarak mezunlarımızın BİLGİ ailemizin topluma üretken olarak katılmış bulunan güçlü bireyler olarak okulumuzla irtibatlarını her zaman sürdürmeleri çok önemli. Gerek kariyer günleri, gerekse mezun öğrenci buluşma etkinlikleri olsun mezunlarımızı merkeze aldığımız tüm çalışmalarımızda bizlere destek vermelerini bekliyoruz.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/hocalar/bilgi-ulkemizde-cok-farkli-ve-kendine-has-ozelliklere-sahip-bir-universitedir/">“BİLGİ ülkemizde çok farklı ve kendine has özelliklere sahip bir üniversite”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[“BİLGİ’yi tercih etmemdeki en önemli sebep “okul için değil yaşam için öğreniyoruz” felsefesinini yürütmesi”]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-onemli-sebep-okul-icin-degil-yasam-icin-ogreniyoruz-felsefesinini-yurutmesi/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8889</id>
		<updated>2020-11-16T17:00:41Z</updated>
		<published>2020-11-16T17:00:41Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="BİLGİM" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Hukuk Komitesi Komitesi Başkanı Mert Ali Bulut dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı. 1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1990 yılında İstanbul’da doğdum. İtalyan Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2009 yılında BİLGİ Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü’nü burslu kazandım. 2010 yılında Hukuk Fakültesi’ne çift anadal talebi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-onemli-sebep-okul-icin-degil-yasam-icin-ogreniyoruz-felsefesinini-yurutmesi/">“BİLGİ’yi tercih etmemdeki en önemli sebep “okul için değil yaşam için öğreniyoruz” felsefesinini yürütmesi”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-onemli-sebep-okul-icin-degil-yasam-icin-ogreniyoruz-felsefesinini-yurutmesi/"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Hukuk Komitesi Komitesi Başkanı <strong>Mert Ali Bulut </strong>dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı.</p>
<p><span id="more-8889"></span></p>
<p><strong>1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>1990 yılında İstanbul’da doğdum. İtalyan Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2009 yılında BİLGİ Avrupa Birliği İlişkileri Bölümü’nü burslu kazandım. 2010 yılında Hukuk Fakültesi’ne çift anadal talebi ile müracaatım kabul edildi ve her iki bölümden de onur öğrencisi olarak mezun oldum. 2017 yılında üniversitemizin “Ekonomi Hukuku” yüksek lisans programına tezli olarak kabul edildim. İstanbul Bilgi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin Hukuk Komitesi Başkanlığı dışında İtalyan Ticaret ve Sanayi Odası Derneği ile Beşiktaş Jimnastik Kulübü Derneği’nde aktif olarak görev almaktayım. Çalıştığım yabancı müvekkiller nezdinde özellikle Türkiye ve İtalya arasındaki ticari uyuşmazlıklarda çözüm odaklı bir rol üstlenmekteyim. Ayrıca Milano ve Floransa da ortaklık faaliyetlerini yürüttüğüm iki ayrı avukatlık bürosu ile mesleki çalışmalarıma global ölçekte devam etmekteyim.</p>
<p><strong>2) BİLGİ’yi tercih sebebiniz nelerdi? Hukuk Fakültesini tercih sebebiniz nelerdi?</strong></p>
<p>BİLGİ’yi tercih etmemdeki en önemli sebep, gerçekten de “okul için değil yaşam için öğreniyoruz” felsefesinin en etkin rol oynadığı bir üniversite olmasıdır. Hukuk fakültesinin ise sektör nezdinde gerek “teori” gerekse “pratik” anlamında tüm öğrencilerine ciddi bir ayrıcalık sağlaması bu bölümü tercih etmemde büyük önem arz etmiştir. Özelikle fakültedeki eğitim neticesinde öğrencilerin sektöre entegrasyonu çok daha kolay olmakta ve mezun olduktan sonra staj ve iş bulma gibi süreçlerde de okulun desteği sürekli olarak devam etmektedir.</p>
<p><strong>3) BİLGİ Mezunlar Derneği ile yolunuz nasıl kesişti?</strong></p>
<p>2019 yılında derneğimizin bir yönetim kurulu üyesi sayesinde dernek başkanımız Tolga Bayoğlu ile tanışma fırsatı buldum. Kendisinin dernek nezdindeki yeniden yapılanma sürecine kattığı önem ve “BİLGİ Mezun” aidiyeti yaratma gayesi, beni de sürecin bir aktif bir bütünü olmak adına motive etti.  Dernekteki güçlü yapılanma neticesinde ve özellikle başkanımız ve değerli yönetim kurulu üyelerinin planlı ve koordineli çalışmaları doğrultusunda Hukuk Komitesi Başkanı olarak böyle bir yapının üyesi olmaktan gurur duyduğumu belirtmek isterim.</p>
<p><strong>4) Başkanı olduğunuz komitede bu dönem neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyan her bir öğrenci için gönüllü mentorluk çalışmasını başlatıyoruz. Mentorluk projesi ile fakültede okuyan her bir “geleceğin meslektaşı” arkadaşımıza geleceğini planlama açısından aynı fakülteden mezun bir dernek üyesi ile network imkanı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu network hedefi dahilinde, tüm fakülte öğrencilerine mezun olmadan evvel netleştirebildikleri staj imkanları ve yurt dışındaki barolarda muhtemel staj olanakları üzerinde ciddi bir çalışma içerisindeyiz. Özellikle Floransa Barosu konu ile ilgili komitemizi desteklemektedir. Hukuk Komitesi olarak asıl gayemiz, her bir Hukuk Fakültesi öğrencisini sektöre entegre bir biçimde bilgili mezunlar ile aktif bir network ağı içerisinde koordine etmektedir.</p>
<p><strong>5) Son olarak BİLGİ mezunlarına neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>BİLGİ mezunlara okudukları bölümün teorik bilgileri dışında sektörde görev alacakları iş kollarına göre sektör dinamiklerini de yakından takip etmelerini öneriyorum. “BİLGİ’li” aidiyet duygusunu üniversiteden mezun olduktan sonra hiçbir zaman koparmamalarını ve üniversite ile bu bağın mezun olduktan sonra da daha güçlü bir biçimde devam etmesini diliyorum. Bu konuda başta başkanımız olmak üzere tüm mezunlar derneği olarak gerekli gayret ve enerjiyi gösterdiğimizi ve bu enerjinin hep birlikte daha da artarak güçleneceğini belirtmek isterim.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-onemli-sebep-okul-icin-degil-yasam-icin-ogreniyoruz-felsefesinini-yurutmesi/">“BİLGİ’yi tercih etmemdeki en önemli sebep “okul için değil yaşam için öğreniyoruz” felsefesinini yürütmesi”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[“BİLGİ’li olmak diplomayla bitmez, hayat boyu devam eder”]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olmak-diplomayla-bitmez-hayat-boyu-devam-eder/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8886</id>
		<updated>2020-11-16T16:57:53Z</updated>
		<published>2020-11-16T16:57:53Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="BİLGİM" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Melis Tahiroğlu dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı. 1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? İletişim Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü, nam-ı diğer BİLGİ VCD mezunuyum. Üniversite yıllarında aynı zamanda İstanbul Caz Festivali, Rock’n Coke, Eurovision Türkiye, İşSanat ve OECD Konferansı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olmak-diplomayla-bitmez-hayat-boyu-devam-eder/">“BİLGİ’li olmak diplomayla bitmez, hayat boyu devam eder”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olmak-diplomayla-bitmez-hayat-boyu-devam-eder/"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Yüksek İstişare Kurulu Başkanı <strong>Melis Tahiroğlu</strong> dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı.</p>
<p><span id="more-8886"></span></p>
<p><strong>1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>İletişim Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı Bölümü, nam-ı diğer BİLGİ VCD mezunuyum. Üniversite yıllarında aynı zamanda İstanbul Caz Festivali, Rock’n Coke, Eurovision Türkiye, İşSanat ve OECD Konferansı gibi etkinliklerde çalışıyordum. Mezun olur olmaz Publicis İstanbul’da çömez bir art direktör olarak işe başladım. Bir süre sonra free-lance müşterilerim olmaya başladı. Birkaç ajans dolaşıp, gece-gündüz demeden çalışıp, pek çok proje ürettikten sonra reklamcılığı ve ajansı bırakıp, marka tarafında olmak üzere farklı sektörlerde çeşitli pozisyonlar ile daha fazla deneyim kazandım. Şimdi, uzun bir zamandan sonra Marka Sorumlusu olarak, yeniden BİLGİ’deyim.</p>
<p><strong>2) BİLGİ’yi ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümünü tercih sebebiniz nelerdi?</strong></p>
<p>Lisede fen-matematik seçmiş ve analitik bir eğitim almıştım ancak üniversite eğitimi bir meslek seçimiydi. Yani o zamanlar ömür boyu yapacağım iş olduğunu düşündüğüm ve yaratıcı bir meslek sahibi olmak istediğim zamanlardı. Yaratıcılık konusunda değişen bir şey yok :) ama artık günümüzde tek bir meslek, tek bir yetkinlik söz konusu değil. O yıllarda da görsel iletişim tasarımı konusunda pek çok üniversiteyi gezmiş, kampüs, bilgisayar laboratuvarları, eğitmenler, dersler, imkânlar, vb. pek çok açıdan değerlendirmiştim. O yıllarda henüz yenice bir üniversite olmasına rağmen benim için BİLGİ’yi diğerlerinden ayıran şey ‘Non scholae, sed vitae discimus’ – okul için değil yaşam için öğrenme –  felsefesi olmuştu. Aradan geçen onca yıl sonra yapmış olduğum seçimin doğruluğu ortada.</p>
<p><strong>3) BİLGİ Mezunlar Derneği ile yolunuz nasıl kesişti?</strong></p>
<p>Eskiden mezuniyet için kep-cübbe almanın ön şartı BİLGİ Mezunlar Derneği’ne üye olmaktı. Hepimiz olduk. Sonra belki birkaç etkinlik için e-posta veya telefon ya aldık ya almadık. Biz zaten BİLGİ VCD olarak sürekli kampüste sabahlayan, proje üreten bir ekip olduğumuzdan, BİLGİ benim için o ekip demekti. Sonraki yıllarda başka üniversitelerden mezun olan arkadaşlarımın katıldığı etkinlikler, hatta kendi ortaokul/lisemin mezunlar derneği tarafından düzenlenen buluşmalar gibi etkinliklerin yoksunluğu bende buruk bir tat bıraktı elbette.</p>
<p>BİLGİ’de işe başladığım dönemde Mezunlar Derneği’nin de yeniden yapılandığını, artık bambaşka bir bakış açısıyla bizleri bir araya getirmek, aidiyet yaratmak ve BİLGİ’li networkünü oluşturmak için yeniden yapılandığını öğrendim. Pozisyonum gereği benim de projelerimden biri mezunlardı ve biz de aynı hedefle BİLGİ Mezun İlişkileri Ofisi’nin hayata geçmesi, Mezun Kart’ın çıkması, iletişimin koptuğu mezunlarımıza yeniden dokunmak, uzun bir aradan sonra terkar Homecoming etkinliği yapmak, networking, mentorluk, akademisyen buluşmaları, Açık Ders’ler, kurumsal faydalar, staj ve iş imkanları gibi yıl içinde irili ufaklı dokunuşlarla BİLGİ’lerin bir aile olduğunu yeniden anımsatmak için çalışıyorduk. Amaç aynı olunca projeler yapmak, aile bağlarını kuvvetlendirmek ve birlikte daha büyük işler başarmak için çalışmaya başladık. Bu sayede bir BİLGİ’li olarak iki şapkam var.</p>
<p><strong>4) Başkanı olduğunuz komitede bu dönem neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Başkanı olduğum Yüksek İstişare Kurulu’nun çalışma esaslarından biri, aynı amaçla çalışan BİLGİ Mezunlar Derneği ve BİLGİ Mezun İlişkileri Ofisi’nin doğru proje ve etkinliklerde birlikte çalışabilmesi için bir köprü oluşturmak. Komitelerin planladıkları projelerde BİLGİ Mezun İlişkileri Ofisi’nin nasıl yer alabileceği veya tam tersi, Mezun İlişkileri Ofisi projelerine Dernek ve/veya komitelerin nasıl fayda sağlayabileceği konusunda ortak bir dil oluşturmak. Sonuçta her iki şapkamla da aynı amaç için çalışıyorum.</p>
<p><strong>5) Son olarak BİLGİ mezunlarına neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>BİLGİ’li olmak diplomayla bitmez, hayat boyu devam eder.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olmak-diplomayla-bitmez-hayat-boyu-devam-eder/">“BİLGİ’li olmak diplomayla bitmez, hayat boyu devam eder”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[“BİLGİ’yi tercih etmemdeki en büyük sebep eğitim kadrosuydu”]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-buyuk-sebep-egitim-kadrosuydu/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8883</id>
		<updated>2020-11-16T16:55:27Z</updated>
		<published>2020-11-16T16:55:27Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="BİLGİM" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Kariyer Komitesi Komitesi Başkanı Irmak Ekim dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı. 1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Merhaba ben Irmak Ekim, İstanbul Bilgi Universitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans programı 2018 mezunuyum. 2) BİLGİ’yi ve bölümünüzü tercih sebebiniz nelerdi? BİLGİ’yi tercih etmemdeki en büyük [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-buyuk-sebep-egitim-kadrosuydu/">“BİLGİ’yi tercih etmemdeki en büyük sebep eğitim kadrosuydu”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-buyuk-sebep-egitim-kadrosuydu/"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Kariyer Komitesi Komitesi Başkanı <strong>Irmak Ekim</strong> dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı.</p>
<p><span id="more-8883"></span></p>
<p><strong>1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Merhaba ben Irmak Ekim, İstanbul Bilgi Universitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans programı 2018 mezunuyum.</p>
<p><strong>2) BİLGİ’yi ve bölümünüzü tercih sebebiniz nelerdi?</strong></p>
<p>BİLGİ’yi tercih etmemdeki en büyük sebep eğitim kadrosuydu. Ben lisansa girdiğim dönemde BİLGİ’de Mimarlık Lisans Programı açılmamıştı, yüksek lisans vardı sadece. Lisanstan mezun olduktan sonra BİLGİ’de yüksek lisans yapmak istedim. Ayrıca da santralistanbul Kampüsü’nün verdiği o şahane kampüs hayatını da tatmak istiyordum açıkcası. Mimari Tasarımı tercih etmemdeki en büyük sebep  tasarım yapmaya karşı olan ilgim ve tezsiz program olmasıydı.</p>
<p><strong>3) Başkanı olduğunuz komitede bu dönem neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Başkanı oldugum Kariyer komitesinde BİLGİ’den mezun olan ve kariyer konusunda ilerlemek isteyen herkese elimizden geldiğince istihdam sağlamak amaçlı çalışmayı hedefliyoruz. BİLGİ mezunu olan işletmeler arasında bir işbirliği kurabilmek, birbirmize farklı sektörlerde güç verebilmek ve bu dönemde en çok ihtiyaç olan konu bussiness network konusunda destek olabilmek.</p>
<p><strong>4) BİLGİ Mezunlar Derneğini ile yolunuz nasıl kesişti?</strong></p>
<p>Sosyal medyada sınıf arkadaşım görüp söylemişti.</p>
<p><strong>5) Son olarak BİLGİ mezunlarına neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Hayat zorlu bir yol, bir çok kez düşebilirsiniz. Yapamayacağınıza inandığınız günler de olacak. Vazgeçmeyi düşündüğünüz, vazgeçmek zorunda kaldığınız zamanlar da olacak. Ama işin en püf noktası, iş bulamamak, fırsat yakalayamamak değil. İstemeyi bilmek, isteyebilmek. Kendi içinizdeki o başarıyı kucaklamak için hazırda bekleyen pozitif enerjiyi keşfettiğiniz zaman, ilk önce kendi içinizde kazanacaksınız savaşı. Sonra da hayatta sizi bekleyen başarıları kucaklayacaksınız. Asla pes etmeyin. Hayat bir sonuç değil, bir yolculuk aslında. Onu hep hatırlamalısınız. Başarılar dilerim.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgiyi-tercih-etmemdeki-en-buyuk-sebep-egitim-kadrosuydu/">“BİLGİ’yi tercih etmemdeki en büyük sebep eğitim kadrosuydu”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
		<entry>
		<author>
			<name>admin</name>
							<uri>http://www.vitae.gen.tr</uri>
						</author>

		<title type="html"><![CDATA[“BİLGİ’li olma ayrıcalığına sahip olduğunuzu hissetmek için bize katılın”]]></title>
		<link rel="alternate" type="text/html" href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olma-ayricaligina-sahip-oldugunuzu-hissetmek-icin-bize-katilin/" />

		<id>https://www.vitae.gen.tr/?p=8880</id>
		<updated>2020-11-16T16:52:47Z</updated>
		<published>2020-11-16T16:52:47Z</published>
		<category scheme="https://www.vitae.gen.tr" term="BİLGİM" />
		<summary type="html"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Etkinlik Komitesi Komitesi Başkanı Hakan Öztürk dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı. 1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1989 İstanbul doğumluyum. 2008 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Enformatiği Bölümü’nü kazandım. Bir yıl sonra ise BİLGİ Yelken Kulübü’nde görev aldım. Üniversite hayatım boyunca üniversitede çeşitli [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olma-ayricaligina-sahip-oldugunuzu-hissetmek-icin-bize-katilin/">“BİLGİ’li olma ayrıcalığına sahip olduğunuzu hissetmek için bize katılın”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></summary>

					<content type="html" xml:base="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olma-ayricaligina-sahip-oldugunuzu-hissetmek-icin-bize-katilin/"><![CDATA[<p>BİLGİ Mezunlar Derneği Etkinlik Komitesi Komitesi Başkanı <strong>Hakan Öztürk</strong> dernek ile yollarının nasıl kesiştiğini ve başkanı olduğu komitede ileride neler yapmayı planladıklarını anlattı.</p>
<p><span id="more-8880"></span></p>
<p><strong>1) Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>1989 İstanbul doğumluyum. 2008 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Enformatiği Bölümü’nü kazandım. Bir yıl sonra ise BİLGİ Yelken Kulübü’nde görev aldım. Üniversite hayatım boyunca üniversitede çeşitli kulüplerde görev aldım. BİLGİ Yelken Kulübü’nde bir dönem başkan yardımcılığı iki dönem ise başkan olarak görev aldım.  Şuanda Uyumsoft’ta Müşteri İlişkileri Yöneticisi olarak görev yapmaktayım.</p>
<p>Üniversite zamanında yaptığım organizasyonlar ve aldığım ödüller şöyle;</p>
<p>Organizasyonlar:</p>
<p>Üniversitelerarası Delphia 24 Kupası • Vira Yatçılık (7 Ekim 2015)</p>
<ul>
<li>Mezun Oyunları Yelken    Yarışları’15 &#8211; Vira Yatçılık</li>
<li>BİLGİ Cup’15 Liselerarası Yelken Yarışı</li>
<li>Koç Topluluğu Spor Şenliği Yelken Yarışları’15 &#8211; Vira Yatçılık</li>
<li>BİLGİ Delphia 24 Cup – Liselerarası Yelken Yarışı</li>
<li>BİLGİ Cup’14 Liseler Arası Yelken Kupası</li>
<li>Vira Yatçılık- Üniversiteler Arası    Yelken Kupası // ViraCUP</li>
<li>Campus Cup 15</li>
<li>İstanbul Üniversitelerarası Yelken Şampiyonası</li>
<li>Campus Cup</li>
<li>Üniversitelerarası Yelken Şampiyonası</li>
<li>BAU BOSPHORUS SAILING CUP 14</li>
</ul>
<p><strong>2) BİLGİ’yi ve bölümünüzü tercih sebebiniz nelerdi?</strong></p>
<p>BİLGİ’yi tercih etme nedenim İşletme Enformatiği bölümünün olması.  İşletme Enformatiği istediğim bir bölümdü ve sayılı üniversitelerde vardı. Sosyal yönü güçlü olduğu için İstanbul Bilgi Üniversitesi’ni tercih ettim. Üniversitem bana sayısal düşünce yeteneğin dışında sosyalde düşünme yeteneği kazandırdı. BİLGİ sayesinde bir çok üniversiteyle ortak Proje yap fırsatı yakalım. Böylelikle üniversiteden mezun olmadan network alanımı genişletmiş oldum.</p>
<p><strong>3) BİLGİ Mezunlar Derneğini ile yolunuz nasıl kesişti?</strong></p>
<p>Yönetim kurlu üyesi bir arkadaşım sayesinde Mezunlar Derneğimiz’in Başkanı ile tanıştım. Anlattığı projeler çok hoşuma gitti. Bu oluşum içinde yer almak istedim. 2019 yılından beri dernekte yer almaktayım.</p>
<p><strong>4) Başkanı olduğunuz komitede bu dönem neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Mezunlar derneğinde Etkinlik Komitesi Başkanı olarak görev yapmaktayım. Komitemiz bu yıl birçok etkinlik yapmayı planladık. Gastronomi turları, müze gezileri, BİLGİ mezunlarıyla dünyanın çeşitli şehirlerinde mezun buluşmaları planlamıştık fakat pandemi dolayısı ile birçok etkinliğimizi ertelemek durumda kaldık. Sürecin iyileşmesi durumunda hız kesmeden etkinliklerimize start vereceğiz.</p>
<p>Başlıca düşündüğümüz etkinlikler</p>
<p>&#8211; BİLGİ Mezun Talks</p>
<p>&#8211; Mezun buluşmaları</p>
<p>&#8211; Yoga etkinlikleri</p>
<p>&#8211; Tiyatro/müzikal buluşmaları</p>
<p>&#8211; Evcil hayvanları olan mezunlarımız için etkinlikler</p>
<p>&#8211; Sosyal Sorumluluk Projeleri</p>
<p>&#8211; Çeşitli hobi ektinlikleri (çiçek aranjmanı, dans kursu ya da seramik atölyesi gibi hobi etkinlikleri planlıyoruz)</p>
<p><strong>5) Son olarak BİLGİ mezunlarına neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>BİLGİ’li olmak ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığa sahip olduğunuzu hissetmek için bize katılın ve İş hayatında BİLGİ network’ü ile beraber büyüyelim.</p><p>The post <a href="https://www.vitae.gen.tr/bilgim/bilgili-olma-ayricaligina-sahip-oldugunuzu-hissetmek-icin-bize-katilin/">“BİLGİ’li olma ayrıcalığına sahip olduğunuzu hissetmek için bize katılın”</a> first appeared on <a href="https://www.vitae.gen.tr">VITAE</a>.</p>]]></content>
		
			</entry>
	</feed>
